aofsorular.com
TAR406U

Erken Cumhuriyet Dönemi Düşüncesinde Ana Eğilimler, Temel Akımlar ve Portreler

7. Ünite 20 Soru
S

Osmanlı’nın ideal düzeniyle ilgili ilk sarsıntılar ne zaman başlamıştır?

Osmanlı’nın ideal düzeniyle ilgili ilk sarsıntılar 16. yüzyılda o sıralar hızla bir dünya sistemi olmaya doğru evrilen Batı kapitalizminin Osmanlı’nın mali düzenini sarsmasıyla yaşandı. 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren hem iç hem dış kökenli askeri, siyasi ve iktisadi gelişmeler bir araya gelince Osmanlı maliyesi için yüzyıllar sürecek bunalımlar dönemi başlamış oldu.

S

Ahmad' a göre Osmanlı İmparatorluğu’nun genişlemesinin kaba hatlarıyla durmasının sebebi nedir?

Ahmad’ın da belirttiği üzere: “Osmanlı İmparatorluğu, Batı Avrupa merkezli ve sürekli büyüyen
dünya ekonomisi tarafından kuşatıldıkça sorunlar daha da şiddetlendi. Osmanlılar, denetleyemedikleri eğilimlere uyum sağlamanın ve aynı zamanda ülke içinde statükoyu korumanın imkânsız olduğunu gördüler”

S

Osmanlının batılılaşma konusundaki en belirgin yanlışı neydi?

Osmanlı “Doğu”yu temsil etme yeteneğini hızla kaybediyordu. Osmanlı karşı karşıya olduğu tehlikenin farkına ancak 17. yüzyılda art arda gelen askeri yenilgiler sonucu varabildi. Sultanlar Batı’nın meydan okumasını parça parça reformlarla, özellikle orduda reform yaparak karşılayabileceklerini düşündüler. Bu düşünce, sorunu bir süre için çözdü; ancak uzun dönemde sorun askerî değil, yapısaldı. Nitekim 18. yüzyılın sonunda, Batılılaşmanın sadece üst sınıf için lüks mallar ithal etmekten ibaret olduğu anlayışı terk edildi ve bunun yerine, gerçek Batılılaşmanın toplumu ve devleti yeniden yapılandırmak olduğu düşüncesi benimsendi

S

Osmanlıda ilk batılılaşma çabaları nasıl başlamıştır?

Osmanlı bir zamanlar tepeden baktığı Batı’yı hayret ve nefret karışımı bir hayranlıkla izliyordu
ve anlama gereksinimi duyuyordu. Bu gereksinim üzerine Batı’ya gönderilen elçilerin verdikleri bilgiler ışığında ilk yenileşme çabaları askeri alanda başlatılarak hızla hukuki, siyasi ve idari alanlara yayıldı

S

Osmanlıyı kurtarmak için yürütülen modernleşme çabaları nasıl anlatılabilir?

1839 ile 1876 yılları arasında yer alan Tanzimat dönemi Osmanlıcılık stratejisiyle, 1876 ile 1908 yılları arasındaki Abdülhamid dönemi İslâmcılık veya Pan İslâmizm ile ve son olarak, 1908 ile 1918 yılları arası İttihad Terakki dönemi de Türkçülük veya Pan-Türkizm stratejisi ile özdeşleştirilebilir. Devletin varlığının
devamı ve kurtuluşu için önerilen Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük gibi politikalar ve bunlar aracılığıyla yürütülmeye çalışılan modernleşme çabaları devleti kurtarmak yerine imparatorluğun batırılmasıyla sonuçlandı.

S

Türkiye   politik ve ekonomik bağımsızlığın temel koşullarına nasıl sahip oldu?

Mondros Ateşkes Antlaşması’ndan sonra başlayan işgaller ve buna karşı gösterilen ulusal direniş
yeni bir devletin temellerini müjdeliyordu. Saltanatın kaldırılması, yeni devleti apaçık ortaya çıkardı.
Ankara’nın başkent olmasına karar veren TBMM, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan etti ve Mustafa
Kemal Paşa’yı cumhurbaşkanı seçti. 3 Mart 1924’te de Halifeliği kaldırmaya karar verdi. Ardından da
20 Nisan 1924’te yeni anayasayı kabul etti. Böylece yasama gücünün bölünmez halk egemenliğinin
tek temsilcisi olduğu bir cumhuriyet yönetimi kurulmuş ve bir cumhuriyet devletinin kurulması işi
tamamlanmış oldu. Böylelikle Türkiye, uzun yıllardan sonra, politik ve ekonomik bağımsızlığın temel
koşullarına sahip oldu

S

Mutlakiyet ve Meşrutiyetten Cumhuriyete geçiş sürecinde toplumsal, kültürel ve düşünsel kimi
uygulama ve sonuçlarını nasıl sıralayabiliriz?

Hilafetin saltanattan ayrılarak saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922), Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923), Halifeliğin, Şer’iye ve Evkaf Vekaletlerinin kaldırılması ve eğitimin devletin birliğini sağladığı bir alan olarak tanımlanması (3 Mart 1924), Tekke ve zaviyelerin, ziyaret maksadıyla türbelerin kapatılması (2 Eylül 1925), Uluslararası takvimin kabulü (26 Aralık 1925), İsviçre Medeni Kanunu üzerine kurulu Türk Medeni Kanunu’nun kabulü (17 Şubat 1926), Anayasa’dan “Türkiye Devleti’nin dini din-i İslâmdır” maddesinin kaldırılması (10 Nisan 1928), Uluslararası rakamların kabulü (24 Mayıs 1928), Yeni Türk
harflerinin kabulü (1 Kasım 1928), Âli İktisat Meclisi’nin açılışı (4 Aralık 1928), Milli Eğitim
Bakanlığı okullarından Arapça ve Farsça derslerinin kaldırılması (1 Eylül 1929), Yeni Belediye
Kanununda kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi (3 Nisan 1929), Türk Tarihi Tetkik
Cemiyeti’nin (Türk Tarih Kurumu) kurulması (15 Nisan 1931), Devletçiliğin, Cumhuriyet
Halk Partisi Programı’na girişi (10 Mayıs 1931), Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (Türk Dil Kurumu) kurulması (12 Temmuz 1932), Ekonomi Bakanlığınca hazırlanan Birinci Beş Yıllık Planın kabulü (1 Aralık 1933), Efendi, Paşa, Bey gibi lakapların kaldırılması (26 Kasım 1934), Türk kadınlarına milletvekili seçmek ve seçilmek hakkının yasayla tanınması (5 Aralık 1934), Büyük Millet Meclisi’nin İş Kanunu’nu kabul etmesi (8 Haziran 1936), Altı Ok’un (Atatürk İlkelerinin) Anayasa’ya konması (5 Şubat 1937)

S

Kemailzm ve Atatürkçülük arasındaki fark kısaca nedir?

Kemalizm ve Atatürkçülük kavramları arasında bir farklılığın olup olmadığı ideolojik-politik bakımdan epeyce değer yüklü ve tartışmalı bir konudur. Buna göre, Kemalizm katı doktriner bir kavrama, Atatürkçülük ise daha çok pratik düzeydeki bir anlayışa veya tarza tekabül etmektedir.

S

Kemalizm kavramı nedir?

Kemalizm bir kavram olarak 1920’li yıllarda seyrek, ama 1930’lu yıllarda yoğun olarak kullanılmaya başlanmıştır. Kemalizm’in, bir parti ideolojisi olarak gündeme gelmesi Cumhuriyet
Halk Partisi’nin 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan İkinci Büyük Kurultayı’nda olmakla birlikte, bu kurultayda açık veya örtülü olarak, “Kemalizm” bir kavram olarak kullanılmamıştır. Dördüncü Büyük Kurultay’da “Kemalizm (Kamâlizm)” kavramı ilk defa olarak parti programında kullanılmaya başlanmış, bu kurultayın 13 Mayıs 1935’te yapılan oturumunda kabul edilen parti programının giriş bölümünde; “Yalnız birkaç sene için değil, istikbale de şâmil olan tasavvurlarımızın ana hatları burada toplu bir
halde yazılmıştır. Partiye esas olan bütün bu prensipler (Kamâlizm) yoludur” denilerek, altı ilkenin
son bir defa tanımları yapılmıştır ki, bu tanımlar hiçbir değişikliğe uğramaksızın, 5 Şubat 1937 tarihinde anayasanın ikinci maddesinde yerini alacaktır

S

Kemalist çağdaşlaşma iradesinin somut tezahürleri nelerdir?

Atatürkçü/Kemalist çağdaşlaşma iradesinin somut tezahürlerine bakıldığında, saltanatın, hilafetin, şer’i mahkemelerin, şeyhülislamlığın kaldırılması, İslamiyet’in devletin dini olmaktan çıkarılması, şapka ve kıyafet yasalarının çıkarılması, kadınlara erkeklerle eşitlik ve siyasal hak tanınması, harf devrimi gibi devrimlere bakıldığında derin bir iç tutarlılığın olduğu tespit edilebilir. Mardin’e göre bu uygulamalar kültürel düzlemde modernliğe yönelik bir iradeyi ortaya koymaktadır

S

Cumhuriyet rejiminin “medeniyet değiştirme” projesi nedir?

Amaç; birey, toplumsal refah, ilerleme, tam bağımsızlık gibi değerler ışığında Batılı bir toplum yaratmaktı. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir devlet ideolojisi olarak formüle edilen Kemalizm’in temel niteliği içinde hem toplumsal modernleşmeyi teşvik edici hem de bu süreci bütün ayrıntılarıyla yukarıdan
denetlemeyi öngören (çelişkili) ögeleri birlikte barındırmasıydı

S

Ziya Gökalp' e göre yeni toplum nasıl oluşturulmalıdır?

Batılılaşma söz konusu olduğunda sıklıkla karşılaşılan önemli bir tartışma konusu ise Batı’dan
nelerin alınıp alınmayacağı veya Batı’nın olumlu ve olumsuz niteliklerinin neler olduğu meselesidir.
Ziya Gökalp bu tartışmalarda en önde gelen figürlerden birisidir. Gökalp, harsı yüksek kültürden
ayırarak, onu gelenek, görenek, örf, âdet, din, ahlak, müzik gibi antropolojik ögelerle tanımlar. Ona
göre kültür Doğu’da, uygarlık Batıdadır. Kültürümüzü koruyarak fakat Batı’dan da uygarlık (teknik)
alarak yeni bir sentezle Batı tipi bir toplum oluşturulabileceği kanısındadır

S

Mavi Anadoluculuk kavramının önde gelen isimleri kimlerdir?

1938 öncesinde etkili olmamakla birlikte, bu tarih sonrasında göreli olarak bir etkiye sahip olmuştur. Bu akımın önde gelen figürleri arasında Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı), Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’nu sayabiliriz. Ayrıca Bedri Rahmi Eyüboğlu, Adalet Cimcoz, Melih Cevdet Anday, Vedat Günyol, Orhan Burian, Mina Urgan, Nurullah Ataç gibi birçok kişi de bu gruba dâhil isimler arasında sayılabilir.

S

Mavi Anadoluculuk nedir?

Mavi Anadoluculuk, ‘Batı’dan daha Batılı olma’ iddiasının fikri ve akademik düzeyde taşıyıcısı olmuş bir akımdır. Temel olarak iki ana önermeyi ve bu önermeler etrafında çeşitlenen bir dizi düşünceyi ileri sürmüşlerdir: ilki Türklerin kökenlerinin ve Anadolu uygarlıkları arasında olan Hitit, Frig, Lidya, Likya, Troya, Pers, İyon, Bizans, Selçuklu ve Osmanlıların birbirleriyle kaynaşan uygarlıklar olduğu önermesi ve bununla bağlantılı ikinci önerme de Hümanizm fikridir

S

Halikarnas Balıkçısı'na göre "Anadolu" nedir?

Halikarnas Balıkçısı Akdenizi altıncı kıta sayıyor; Anadolu’nun da Asya değil, Akdeniz olduğunu savunuyordu. Ona göre, Antik Yunan’a atfedilen modern uygarlık düşüncesinin asıl kaynağı İyonya, yani antik çağın İzmirAydın havalisi, maddeci, doğalcı ve özgürlükçü düşüncelerin yuvasıydı. İyonya’da ruhban yok, “insan usunu bağlayacak tanrılar” yoktu, felsefe doğa bilimiyle iç içeydi (Bora, 2017: 89-90). Halikarnas Balıkçısına göre uygarlık hiçbir zaman bir soyun tekelinde değildir, soyların karışımı esastır fakat öte yandan “Helenlerden daha has ‘Hint-Avrupai’ olduğumuzu belirtmekten geri kalmıyor; “Biz klasik uygarlığın gerçek varisleriyiz” diyordu. Bora’ya göre Balıkçı’nın ortaya attığı ‘tarih tezi’: “Türk Tarih Tezinin bir çeşitlemesidir: “tüm uygarlığın ‘bizden’ çıktığı anlatısının sıklet merkezini Orta Asya’dan
Anadolu’ya kaydıran bir çeşitleme”. 

S

Sabahattin Eyüboğlu için batılılaşma nedir?

Sabahattin Eyüboğlu’nun düşüncelerinin temelinde hümanizm merkezî bir yer kaplar, bununla
birlikte Batı ve Doğu arasında bir harmanlama yapmaya da inanır; amacı Avrupa’dan kopmak değil, “onu kendimize karıştırmak”tı. Ona göre Batı, bilim ve teknik konusunda Doğu’nun önündedir.
Onlara yetişebilmenin yolu, onun dışsal öğelerini almak değil Batı zihniyetine dair değerleri benimseyip içselleştirmekten yani bilim ve tekniğin altında yatan yöntemleri öğrenmekten geçmektedir. Fakat bu basitçe bir taklitten ibaret bir şey olamazdı ona göre; Türk kültürüne varabilmek için Batı’ya gitmek lazımdı fakat Türk kültürü Batı donanımıyla keşfedilip de işlenirse Batı’yı gölgede bırakacak ışıltılar saçacaktı

S

Türkiye’ye özgü bir ‘yeni hümanizma’ arayışı nasıl başlamıştır?

Ahmet Hamdi Tanpınar ve Hilmi Ziya Ülken’e ulaşan bir entelektüel girişimle genel anlamda Avrupa’nın yaşadığı Rönesans sürecinin bir benzerinin Türkiye’de de yaşanması gerektiği; bu Rönesansın ise Türkiye’ye özgü bir içerikte, özünde ‘kendini bulma’, ‘memleket realitelerine dönme’ kavramsallaştırmaları şeklinde özetlenebilecek bir dönüşümle şekillendiği bilinmekteydi.
Böyle bir Rönesans arayışı da beraberinde hümanist söylemin unsurlarını getirmiş; bu durum da
tıpkı Türk Rönesansında olduğu gibi Türkiye’ye özgü bir ‘yeni hümanizma’ arayışını tetiklemiştir.
Hümanist söylemin Türkiye’deki başlıca yayın organlarından biri olan Yücel dergisi, 1930’lu yılların
ortalarından itibaren hümanist söylemin gündeme gelmesini sağlarken hümanizme bakışlarını da bir
tür ‘‘Neo-Hümanizm’’ adı altında oluşturacaktır.

S

Yücelciler' e göre Hümanizm nedir?

Batı klasiklerinin tespiti ve Türk diline kazandırılması, millî eğitim sisteminde okutulması ve böylece hür ve sistematik bir düşünce tarzının oluşturulmaya başlanmasını hedef alacak olan Yücelciler, Türk hümanizmasının Batıya özgü hümanist hareketle aynı şey olmayacağını da ileri süreceklerdir. Onların hümanizmi insanın kendi geçmişini bilmesi demektir. Yani hümanizmin, “önce geçmişte Türk olarak, sonra da geçmiş ve gelecekte insan olarak” tanımlanabilmekten geçtiğini dile getireceklerdir. Hasan Ali Yücel’in Millî Eğitim Bakanlığı döneminde (1938-1946) başlatılan bir çeviri kampanyasıyla Türkiye’de ağırlığı Batı edebiyat ve felsefesinden olmakla birlikte Doğu ve İslam dünyasını da ihmal etmeyen 626 klasik eser çevirtilip yayımlandı

S

Anadoluculuk akımı nedir?

Cumhuriyetin “resmi milliyetçilik” anlayışına açık veya örtülü olarak bir karşıtlık içinde, özellikle
de Mustafa Kemal’in ölümünden sonra, ulusal kimliğe atfedilen unsurun ne olduğu, hangisinin öne
çıkarıldığı, vurgulandığı ve bir ölçüde de bunlara bağlı olarak çeşitlenen çeşitli milliyetçilik anlayış
ve arayışlarının varlığından söz etmek gerekir. Homojen bir niteliği olmayan “Anadoluculuk” akımı
bu arayışların öne çıkanlarındandır. Örneğin daha önce değindiğimiz Mavi Anadoluculuk akımı da
Kemalizmin modernite ve seküler ilkeleri ile sorunu olmayan bu arayışlardan birini temsil etmektedir.

S

Anadoluculuk akımının önde gelen isimleri kimlerdir=

Atabay’a göre Anadoluculuk ile Atatürk milliyetçiliği arasında milliyetçiliğin Anadolu’nun coğrafi gerçekliğine oturtulması dışında ortak bir nokta bulunmamaktadır. Atatürkçülük modernleşme yolunda köklü ve kalıcı devrimlere yönelirken, Anadoluculuk kırsal hayatın ve kültürün korunmasını hedefleyen gelenekçi ve muhafazakâr bir yapıya yönelmiştir (Atabay, 2002: 531). Çığır, Millet, Hareket gibi
dergiler etrafında düşünsel faaliyet yürüten bu akım içinde Remzi Oğuz Arık, Hıfzı Oğuz Bekata, Nurettin Topçu, Sadi Irmak, Mehmet Kaplan, Nihat Erim, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Samet Ağaoğlu, Mümtaz Turhan, Osman Turan gibi isimler sayılabilir. Bu dönemin Anadolucuları Türkçü gruplarla birlikte resmî ideolojinin belli yönlerine ve CHP hükümetlerinin politikalarına muhalefet eden milliyetçi bir platform oluşturmuşlardır