aofsorular.com
TAR406U

Türklerin İslamiyeti Kabulü ve Türk-İslam Düşüncesinin Gelişimi

2. Ünite 20 Soru
S

Türklerin İslamiyetten önce inandıkları dinler nelerdir?

Türklerin İslamiyetten önce inandıkları dinler arasında Budizm, Maniheizm, Zerdüştlük, Hristiyanlık ve Yahudilik olduğu gibi çok tanrılı dinlere mensup olanlar da bulunuyordu.

S

 “Dünya tarihinde, Türklerin İslamiyeti kabulleri kadar başta önemsiz görünen, fakat sonuçları itibarıyla dünya tarihine büyük etki eden başka bir hadise gösterilmez.” sözü kime aittir?

Laszlo Rasonyi

S

İslamiyetin doğup geliştiği yıllarda Türklerin bulunduğu coğrafya neresidir?

İslamiyetin doğup geliştiği yıllarda Türkler, Moğolistan’dan Avrupa içlerine kadar uzanan geniş coğrafî sahada muhtelif devletler ve topluluklar hâlinde yaşamaktaydılar. O dönemde kuzey Asya’dan güneye Sind Irmağı’na doğru, doğuda Çin sınırından batıda Karadeniz’in kuzeyine kadar uzanan bölge Göktürk Devleti’nin hâkimiyeti altında bulunurken, Kafkasya’da Dağıstan ile Karadeniz’in kuzey kıyıları Hazar Türklerinin idaresinde, Hazar Denizi’nin güney doğusu ise Sul Türklerinin kurduğu bir beyliğin kontrolü altındaydı. Bunların dışında güneyde Pamir-Hindukuş Dağları, kuzeyde Sibirya ormanları, batıda Hazar Denizi ve doğuda Çin’e kadar uzanan geniş yaylalarda yaşayan çok sayıda muhtelif Türk şubeleri bulunmaktaydı.

S

Türklerle Araplar arasındaki asıl olan ilk karşılaşma hangi dönemdedir?

Türklerle Araplar arasındaki ilk temaslara ilişkin Cahiliye dönemi ve İslamiyetin ilk yıllarına kadar giden bazı bilgiler mevcut olsa da asıl ilk “karşılaşma”nın Hz. Ömer (634-644) ve Hz. Osman (644-656) dönemlerinde gerçekleştiği söylenebilir.

S

Türklerle Araplar arasındaki ilk temaslar hangi coğrafi olarak nerede yaşanmıştır?

Türklerle Araplar arasındaki ilk temaslara ilişkin Cahiliye dönemi ve İslamiyetin ilk yıllarına kadar giden bazı bilgiler mevcut olsa da asıl ilk “karşılaşma”nın Hz. Ömer (634-644) ve Hz. Osman (644-656) dönemlerinde gerçekleştiği söylenebilir. Kafkasya ve özellikle Maveraünnehir’de meydana gelen bu ilk temaslar, Emevîler (661-750) döneminde artarak devam etti.

S

Kuteybe bin Müslim kaç yılında Horasan valisi olarak atanmıştır?

704 senesinde atanmıştır.

S

Kuteybe bin Müslim’in bölge halkı arasında İslamın yayılmasını sağlamak amacıyla başvurduğu yöntemlerden en önemlisi nedir?

Kuteybe bin Müslim’in bölge halkı arasında İslamın yayılmasını sağlamak amacıyla başvurduğu yöntemlerden en önemlisi Buhara halkının evlerinin, bağ ve bahçelerinin yarısına Müslüman Arapların yerleştirilmesi oldu

S

Kuteybe bin Müslim'in Buhara halkının evlerinin, bağ ve bahçelerinin yarısına Müslüman Arapların yerleştirilmesi kararının sonucunda ne olmuştur?

Kuteybe bin Müslim’in bölge halkı arasında İslamın yayılmasını sağlamak amacıyla başvurduğu yöntemlerden en önemlisi Buhara halkının evlerinin, bağ ve bahçelerinin yarısına Müslüman Arapların yerleştirilmesi oldu. Böylece hem bölge halkının durumundan haberdar olarak gizli gizli eski dinlerini yaşamalarını engelleyecek hem de Müslüman Araplar vasıtasıyla onların İslamiyeti daha iyi tanımalarını sağlayacaktı. Ancak bu uygulamanın beklenen neticeyi vermeyeceği, bölge halkının ev, mal ve mülklerini başta dil, kültür ve gelenek olmak üzere her bakımdan yabancı insanlarla paylaşmasının kolay olmayacağı ortadaydı. Dolayısıyla bu uygulama bölge halkının İslam’a ısınmasından çok, Araplara ve onların şahsında İslam’a karşı bakışlarını olumsuz etkiledi.

S

Ömer bin Abdülaziz, hilâfet makamına geldiğinde neler yapmıştır?

Ömer bin Abdülaziz, hilâfet makamına gelince faaliyetlerini tasvip etmediği, yolsuzluğa ya da zulme karışan idarecileri görevden aldı. O, devlet yönetiminde ve fetih harekâtında önceki halifelerden farklı bir siyaset takip etmekte kararlıydı. İlk iş olarak Maveraünnehir ve Türkistan’da ganimet elde etmek amacıyla yapılan fetihleri durdurdu. Bölge halkını küçük düşürücü, Müslümanlardan nefret ettiren haksız muamelelere ve vergilere son verdi. Cerrah bin Abdullah’a gönderdiği mektupta da İslamiyeti kabul edenlerden alınan cizye ve haracı kaldırmasını istedi. Diğer yandan Maveraünnehir’deki çeşitli hükümdarları İslam’a davet eden mektuplar yazdı. Takip edilen yeni siyaset kısa sürede meyvelerini verdi ve Maveraünnehir halkı yavaş yavaş İslam’a girmeye başladı.

S

ilk Müslüman Türk devletlerinden 3 tane sayınız.

İtil Bulgar Devleti (920-921)

Karahanlılar (945)

Gazneliler (963)

Selçuklular (1040)

S

Tefsir ne demektir?

Tefsir: Sözlükte “açıklamak, beyan etmek” anlamındaki fesr kökünden türeyen tefsîr “açıklamak, ortaya çıkarmak, kelime veya sözdeki kapalılığı gidermek” demektir.

S

Te’vil ne demektir?

Te’vil: Fıkıh usulünde te’vil, “bir sözün bir delilden hareketle zâhir anlamının terk edilerek taşıdığı diğer bir mânaya göre anlaşılması, kapalı lafızların açıklanması” mânasında kullanılmıştır.

S

Türk-İslam felsefesinin en büyük filozofları kimlerdir?

Türk-İslam felsefesinin en büyük filozofları arasında sayılan Farabî (d.871- 72/ö.950), İbn Sina (d.980-981/ö.1037) ve Birunî (d.973/ö.1061) Türk’tü.

S

Farabi hakkında bilgi veriniz.

Farabî tıp, musiki, matematik ve felsefede ün yapmış, İslam felsefesini metot, terminoloji ve problemler açısından temellendirmiştir. Hatta Meşşaî okulunun ilk temsilcisi sayabileceğimiz el-Kindî, Aristo’nun bazı eserlerini açıklamıştı. Fakat Aristo ve Eflatun felsefelerini mezceden ve onların görüşlerini yerine göre Yeni Eflatuncu metodla ilk açıklayan Farabî olmuştu. O, bu çabalarıyla İslam’da yeni bir felsefî akımı temellendirdi ve son derece özgün bir düşünür olarak kendine has felsefî bir sistem kurmayı da başardı. Bu çalışmalarıyla öyle şöhret kazanmıştı ki ona Aristo’dan sonra “muallim-i sânî” unvanı verilmişti. İslam felsefesinde Meşşaî okulunun İbn Rüşd dönemine kadar süren 250 yıllık geçmişi, esas itibarıyla Farabî’nin sistemleştirdiği felsefe geleneği çerçevesinde devam etmişti

S

İbn-i Sina hakkında bilgi veriniz.

Meşşaî okulununönemli temsilcisi olan İbn Sina da felsefe, mantık, kimya, matematik ve tıp alanında derinleşmiş, özellikle tıp alanında büyük şöhret kazanmıştı. Onun el-Kanun fi’t-Tıb adlı eseri 17. yüzyıla kadar Batı üniversitelerinde kaynak eser olarak kullanıldı. Düşünce sistemini büyük ölçüde Farabî’nin görüşleri üzerinde şekillendiren İbn Sina, felsefî düşüncenin gelişimi konusunda da önemli etkiler bıraktı. Ortaçağ Batı dünyasının eski Yunan felsefesi ile ciddi teması, bu Türk-İslam filozofları sayesinde oldu. Arapçaya çevrilen ve üzerinde çeşitli şerhler yazılan Aristo külliyatı, Batı dünyasının düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil etti. Öyle ki skolastik dönemde Aristo ile ilgili ciddi araştırmalar İbn Sina’nın şerhlerini kullanan Büyük Albert (Albertus Magnus 1206-1280) ile başlamıştı. Gerek Albert gerekse de Hristiyanlığın geleceğine yön veren ünlü Hristiyan teoloğu Aquinolu Thomas, Farabî ve İbn Sina üzerinden tanıdıkları Aristoculuğu benimsedikleri gibi, Descartes, Leibniz, Spinoza, Kant ve Bergson’a kadar uzanan birçok Batı düşünürü üzerinde İbn Sina ve Farabî’nin etkisi mevcuttu.

S

Ebu Hanife hakkında bilgi veriniz.

Ebu Hanife, Kûfe’de doğmuştu. Gerek hayatı, gerekse eserleriyle haklı bir şöhrete kavuşmuş ve özellikle el-Fıkhü’l-Ekber adlı eserinde dile getirdiği yöntem ve yaklaşımlar kendi adıyla anılan bir fıkıh ekolüne öncülük etmişti. Fıkıh konusunda akılcı yaklaşımıyla dikkat çeken Ebu Hanife ve onun izinden giden Hanefîler, fıkıh usulünde kıyasa yani Kur’an, sünnet ve veya icmâ ile çözemedikleri meselelerde akla ve düşünceye başvurmayı esas aldılar ve bu yüzden “Ehl-i Re’y” olarak isimlendirildiler. Gerek yaşadığı dönemde gerekse sonraki dönemlerde İslam âlimleri ve Müslümanlara rehber olan Ebu Hanife, o günden bugüne İslam düşünce dünyasındaki etkisini korudu.

S

İmam Maturidî hakkında bilgi veriniz.

Günümüzde Özbekistan’da bulunan Semerkant şehrinin dış mahallelerinden biri olan Maturid’de doğan İmam Maturidî ise öncülük ettiği yeni kelâm ekolüyle İslam düşünce tarihine damgasını vurmuştu. Esasında onun ismine nispetle Maturidîlik olarak adlandırılan bu kelâm ekolünün çatısı ve temel ilkeleri, büyük ölçüde Ebu Hanife’nin yöntem ve yaklaşım temelleri üzerine kurulmuştu. İmam Maturidî, imanın dil ile söylemek ve kalple doğrulamak olduğunu söyleyerek yaşadığı dönemde büyük tartışmalara konu olan “iman” meselesine açıklık getirdi. Bunun dışında akıl ile nakli kaynaştırmağa çalışarak İmam Hanife’nin akıl konusundaki yaklaşımını devam ettirdi. Onun en önemli iki temel eseri olan Kitâbü’t-Tevhîd ve Te’vilâtü’l-Kur’an’da, kendinden önceki âlimlerin tartışmadığı önemli meseleleri ele alarak bu meseleleri, naklî delillerin yanında tarihî, sosyal ve semantik birtakım akli deliller de kullanarak çözmeye çalıştı. Günümüz araştırmacılarına göre onun bu çalışmaları, kelâm ilminin sistemleşmesinde önemli rol oynamış ve gerçek anlamda bir bilim hüviyeti kazanmasına büyük katkıda bulunmuştu.

S

Hoca Ahmed Yesevî günümüz coğfafyasına göre hangi ülkede doğmuştur?

Hayatına dair fazla bilgi mevcut olmayan Ahmed Yesevî, muhtemelen 1083 yılında bugünkü Güney Kazakistan’da bulunan Çimkent’deki Sayram’da doğdu. Şahyar nehrinin küçük bir kolu olan Karasu çayının kenarında bulunan Sayram, İsficab veya Akşehir adıyla da bilinen önemli bir yerleşim birimiydi.

S

Dosay Kenjetay’a göre Yesevi düşüncesi nasıldır?

Ahmed Yesevî hakkında başarılı çalışmaları olan Dosay Kenjetay’a göre “Yesevî düşüncesi, temelinde İslam olan, ancak eski Türk düşünce sistemindeki üçlü evren anlayışı ve nizamıyla uyum içinde gelişen tasavvuf ve ahlak felsefesidir.

S

Divan-ı Hikmet kimin eseridir?

Hoca Ahmed Yesevî