Toplumsal Eşitsizlikler, Sınıf ve Yoksulluk
Toplumsal sınıf perspektifi nedir?
Toplumsal sınıf perspektifi, toplumsal eşitsizliği en önde görünür kılan bir kavramsal çerçeve olarak eşitsizliğin kaynağını vurgularken yapısal unsurlara da gönderme yapan bir perspektiftir. Bu yapısal unsur ise tam da sistemin kendisidir.
Kapitalist üretim sistemini tanımlayınız?
Öncelikle kapitalist üretim sistemi insana ait yaratıcı bir potansiyel olan emek gücünü piyasanın yönetimine bırakmakta ve
bu anlamda insani bir değerin metalaşmasına sebep olmaktadır. Öte yandan, kapitalist üretim sistemi ücretli emek dolayımı ile bazı grupları ücretli iş piyasasına dâhil ederken, bazı grupları dışarıda tutmakta ve dışarıda bırakılan gruplar içerde kalan
grupların emek gücünü denetlemek için kullanmaktadır. Yani kapitalizminin insanlığa önerdiği liberal özgürlükçü model verdiği sözleri tutamamakta, toplumsal eşitliği temel alan bir “toplumsal sözleşme” sağlanamamaktadır. Emek gücünü köleliğin en derini olan, bir çeşit “modern kölelik” diye de adlandırılan; geçici, güvencesiz ve insan onuruna yakışmayan emek kullanım süreçlerine mahkûm etmektedir.
Yoksulluk kavramını tanımlayınız?
“Bazı insanların, kendi özellikleri, doğal koşullar veya savaş gibi insan eliyle yaratılan sorunlar nedeniyle, geçimlerini sağlamakta,
hatta karınlarını doyurmakta güçlük çekmeleriyle ilgili bir olgu olarak yoksulluk, tarihin her döneminde, her toplumda rastlanabilen bir olgudur.”
Yoksulluk kavramını toplum dinamiklerini dikkate alarak tartışınız?
Toplumlarda kaynakların dağılımı toplumsal eşitsizlik yapısını yaratır. Bu yapıda bir uçta yoksulluk öbür uçta varsıllık–zenginlik ortaya çıkar. Bu noktada eşitsizlik yaratan kaynaklara bakarsak bunların toplumsal, ekonomik, siyasi ve kültürel kaynaklar olduğu görülür. Bir diğer deyişle, ekonomik kaynaklar olarak gelir farkları yanı sıra mülkiyet farklılıkları, üretim ve değişim süreçlerinde toplumsal iş bölümünün yarattığı farklılıklardan söz edilebilir. Toplumsal statü ise daha çok toplumda kabul edilmiş statü, unvan, toplumsal itibar gibi kaynakların eşitsiz dağılımı anlamına gelir. Siyasi eşitsizlikler karar verme mekanizmalarında olup/olmama ve güç ve iktidar yetkilerini elinde tutmak veya en azından yakın olmak/olmamak arasındaki farktır. Kültürel olan eşitsizlik ise kimliğini, duygusunu düşüncesini ifade ve temsil etme şansını elde edememektir. Yoksul olanın bu kaynaklara ulaşması olanak dışıdır. Kapitalist üretim sistemi ve kapitalist iş bölümü yoksulu sadece piyasanın dışında bırakmaz, aynı zamanda bu kaynaklardan dışlanmasına ve etiketlenmesine de neden olur. Yoksul sadece ekonomik anlamda yoksul değil, sosyal, siyasi ve kendini ifade edememe, toplumda görünürlüğünü yitirme noktasında kültürel anlamda da yok sayılmaktadır.
Liberal toplumun temel ilkeleri nelerdir?
Liberal toplumun temel ilkeleri eşitlik, özgürlük ve adalet; asli öznesi de aklıyla hareket eden bireydir. Piyasa merkezli icra edilen
liberal ekonomide, üretici ve tüketici aktör özgür ve akılcı bireyler olarak ücret karşılığı çalışabilme ve girişimci olabilme hakkına ve özgürlüğe sahiptir.
Liberal devlet yapısını kısaca tanımlayınız?
Liberal devlet, piyasa ekonomisinin işleyişine hiçbir şekilde müdahale etmeden bireyin hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. Liberalizmde birey, seçme ve seçilme, mülkiyet edinme, cinsiyeti, ırkı, dili ve dini ne olursa olsun fırsat eşitliğine sahiptir.
Liberal toplum kuramına göre, “bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” ilkesi kapsamında; eğer piyasa ekonomisine müdahale edilmez, bireyler fırsat eşitliğini akıllıca kullanırlarsa özgür piyasanın rekabetçi koşullarında eşitlik ve bireysel refahta, faydaya
ulaşılacaktır.
Yoksulluk kavramını Liberalizmin bakış açısını dikkate alarak tartışınız?
Liberalizmin bu klasik ve muhafazakâr eğilimine göre, yoksulluk bir sınıf meselesi değildir; aksine bireyin yetersizliğine ve
başarısızlığına dayanmaktadır. Özellikle liberalizm içindeki muhafazakâr eğilim, yoksullukla mücadelede bireyin sorumlu tutar ve yoksullukla mücadele kapsamında devletin müdahalesine şiddetle karşı çıkar ve bu mücadeleden bireyi sorumlu tutar.
Marksist yaklaşıma göre yoksulluğu tartışınız?
Marksist yaklaşıma göre, yoksulluk toplumsal sistemin ve yapının doğasının bir sonucudur (Wright, 1994). Wright’a göre bu paradigmanın metodolojisi tarihsel materyalizm olmalı ve yoksulluğu tarihsel konumunda anlamaya çalışmalıdır. Özellikle modern dönemdeki yoksulluğu kapitalist üretim biçimine bağlı olarak bu üretim biçiminin çıktısı olarak ele almak gerekir. Sermayenin emeğin üretkenliğini sürekli arttırma eğilimi ve isteği yoksulluğa neden olmaktadır.
Yoksulluğun nedenlerini tartışınız?
Yoksulluğun nedenlerini açıklamaya çalışan çalışmaların; “bireysel” ve “yapısal” açıklamalar olarak iki başlık altında toplanabileceğine işaret etmektedir. Yoksulluğu bireysel nedenlerle açıklamaya çalışan görüşler; kişilerin yetenekleri, sorumluluk ve disiplin anlayışı, tutumluluk derecesi ve gösterdikleri çaba gibi kendi kişisel özellikleri ile ilişkilendiren ve yoksulları hem kurban hem de neden olarak gören yaklaşım olarak özetlenebilir. Yapısal açıklama ise; yoksulluğu bireyin dışında/ötesinde başta
ekonomi politikaları olmak üzere, düşük ücret, yetersiz eğitim ve istihdam olanakları ve ayrımcılık gibi yoksulların kendi denetimleri dışındaki unsurların belirlediği sosyo-ekonomik sistemle ele almaktadır. Nedenleri bulmak için incelenmesi gereken konular ise; büyüme-gelir dağılımı ve yoksulluk, demografik unsurlar (nüfus baskısı-hane -halkı özellikleri ve göç), işgücü piyasaları, dışsal etmenler (şoklar, ayrımcılık ve yerleşim yerinin özellikleri), yapısal uyum programları ve kısa dönem devreden hareketler ve kamu harcamaları-siyasal/sosyolojik unsurlar gibi diğer etmenlerdir. Sonuçta, yoksulluğun nedenlerinin net olarak
belirlenmesi; neden ve sonuçların iç içe görünmesi nedeniyle kolay değildir.
Yoksulluk ölçülmesini tartışınız?
Yoksulluğun ölçülmesinde kullanılan araçlardan biri 1990’lı yıllardan bu yana uygulanan “İnsani Gelişme Endeksi”dir. Bu ölçümde, çocuklarda beslenme oranları, çocuklarda ölüm oranları, toplumsal cinsiyet bazında gelişmeler, kaliteli suya erişim oranları
vb. insani gelişmeye ilişkin ölçütleri ele almaktadır.
Türkiye'deki gelir dağılımı yıllara göre tartışınız?

Yoksulluk Sınırı Nedir?
Yoksulluk ilk kez 18. yüzyılda İngiltere’de çıkarılan “yoksulluk yasaları” (Poor Laws) ile bir toplumsal sorun olarak gündeme gelmiş ve hep bireylerin var olma/yaşamını sürdürebilme sorunu olarak görülmüştür. Özellikle bireylerin yemek, giyinme ve barınma gibi temel fizyolojik gereksinimlerinin bilimsel olarak belirlendiği miktarın altında kalan yaşamlar yoksulluk durumu olarak ifade edilmiştir. Farklı büyüklüklerdeki hane halkları için bu standart diyete tek bir mali bedel belirlenmesinin olanaksızlığını da düşünüp iki yetişkin ve üç çocuktan oluşan bir aile için standart diyeti sağlayacak minimum haftalık geliri hesaplamış ve buna yoksulluk sınırı demiştir. O günden bu yana minimum besin ve ya kalori gereksinimi üzerinden
tanımlanan yoksulluk sınırı metodu, yoksulluğun resmi olarak belirlenmesinde politika yapanlar tarafından ve yoksullukla mücadele politikalarında kullanılmıştır.
Türkiye'deki yoksulluğun boyutlarını tartışınız?
Yoksulluğun boyutlarını Türkiye’den belirlemeye çalıştığımızda ise mutlak ve göreli yoksulluk kavramlarının yaşananları tam olarak kavrayamadığı tartışılmaktadır. Türkiye küresel dünyadaki gelişmelerin yanı sıra kırdan kente göç, düzensiz ve plansız kentleşme, enformelleşme, düzensiz ve geçici işlerin yaygınlaşması ve en sonunda da üst üste yaşanan ekonomik krizler ve iş kanununda yapılan değişiklikler ile işten çıkarılanlar, kadın emeğinin işgücü piyasasının dışında bırakılması, gibi kendi iç dinamiklerinin sonuçlarını da yaşamaktadır. Türkiye’de yoksulluğa çare olarak görülmüş olan, aile ve hemşeri dayanışmasına dayalı sosyal ağlar uzunca bir dönem yoksulluğu gizlemede etkili olmuşsa da artık gizlemek olanaksızdır. Sosyal ağlar ve dayanışma giderek de toplumda yeni eşitsizliklerin doğmasına neden olmaktadır. Sosyal ağlar toplumsal ve ekonomik değişikliklerden kolay etkilenir, kırılgan bir hal alır ve giderek çözülmeye başlar. Bu anlamda Türkiye’de sosyal politika yapanların veya olaya müdahale etmek isteyenlerin göz önünde bulundurması gereken en önemli etken, yoksulların eskisi kadar kendi sorunlarını çözebilmek yeteneğine sahip olmadıkları ve bunun toplumsal, mekânsal, siyasal, kültürel olarak her düzlem eşitsizlikleri arttıracağıdır.
Marshall’a göre, sivil haklar kavramını tanımlayınız?
Marshall’a göre, sivil haklar; kişilerin “konuşma, düşünme ve inanç, hukuktan yararlanma, mülkiyet haklarına sahip olma ve antlaşmalar yapabilme” özgürlüklerini tanımlar. Bu haklar Batı geleneğinde 18. yüzyılda kabul edilip, yürürlüğe girmiştir.
Marshall’a siyasi hakları tanımlayınız?
Siyasi haklar ise “siyasi erk’e katılma, seçme-seçilme haklarını” ifade eder ve bunlardaki kazanımlar ancak 19. yüzyılda ‘herkese eşit oy hakkı’ ilkesinin yasal olarak kabul edilmesi ile gerçekleşmiştir.
Marshall'a göre yurttaşlık kavramını tanımlayınız?
Marshall yurttaşlığı, “bir toplumun tam üyesi olan herkese tanınan bir statü” olarak görür. “Bu statüye sahip olan herkes, hak ve görevlere göre eşittir. Hak ve görevlerin tam olarak neler olduğunu belirleyecek evrensel bir prensip yoktur.
Refah devleti kavramını açıklayınız?
Tarihsel olarak refah devleti daha çok 2. Dünya Savaşı’nın ardından 1980’lere kadar bütün dünyada yaygın olan, yoksullukla doğrudan mücadele amacını güden ve esas olarak bir sosyal güvenlik ağını öngören sosyal politikalar niteliğindedir.
Refah devletine karşı çıkan anlayışın eleştirileri nelerdir?
- Refah devletine karşı çıkanlar, öncelikle yoksullukla mücadele için ağırlık verilen sosyal güvenlik harcamalarının yarattığı baskıların giderek devletin mali krizine yol açtığını ve bu yüzden refah devleti yaklaşımının terk edilmesi sonucunun
geldiğini iddia etmişlerdir. - Refah devleti politikaları, yardıma bağımlılık ya da giderek bir yoksulluk kültürü yaratma riskine sahip olduğu nedeni ile de eleştirilmiştir
Marx'a göre yoksulluktan çıkışın yolu hangisidir?
Marx, yoksulluktan çıkışın temel olarak toplumsal sınıf eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması üzerinden belirlendiğini ileri sürmüştür. Marx ekonomik durgunluk dönemlerinde işten çıkarılanların, uzun dönemli işsizlik çekenlerin, düzensiz ve geçici ve düşük gelirli işler yapanların bir süre sonra işgücü piyasasında tüm şanslarını kaybedip “lümpen proleterlere” dönüştüğünü ve yaşamak için suç dünyasına girdiklerini iddia eder.
Alt Sınıf kavramını açıklayınız?
Alt Sınıfın
Son yıllarda bu tür hakeden/haketmeyen yoksul tanımları “alt sınıf” (underclass) şeklinde tanımlanmaktadır. Genelde bu kavram sosyal bilimciler tarafından çok dikkatle kullanıldığı halde Yeni Sağ görüşlerin ve politikacıların elinde bu kavram nerede ise “kalıtımsal olarak aşağı olan”, sosyal refah devletini ve vergi ödeyenleri haksız yere “sömüren”, çok akıllı olmayan, kültürel hayat algılarında “sorumsuz” ve “tembel” olan, “kumar oynayarak parasını gereksiz harcayan” vb. gibi bazı toplumsal kesimleri suçlamaya yol açmaktadır.