Toplumsal Eşitsizlik: Kuramsal Kapsam ve Metodolojik Yaklaşım
Tarihte yaşanan hangi olaylar toplumsal eşitsizlikte ayırt edici bir yere sahiptir?
İnsanlığın sözü edilen tarihsel yöneliminde 18. yüzyılın ikinci yarısında patlak veren Amerikan ve Fransız Devrimleri ve bu devrimlerin yol açtığı siyasal gelişmeler, ayırt edici bir yere sahiptir.
1776 tarihinde onaylanan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nde toplumsal eşitsizlikle ilgili hangi görüş yer almaktadır?
1776 tarihinde onaylanan Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, “Bütün insanların eşit yaratıldıkları; yaratıcıları tarafından onlara hayat, özgürlük ve mutluluğu arama hakkı gibi geri alınamaz bazı haklar verildiği” görüşüne yer vermiştir.
Rousseau’nun insan-insan ilişkisinden kaynaklanan eşitsizliği neye dayanmaktadır?
İnsanlar arasında güç ve servet farklılaşmasına kaynaklık eden toplumsal eşitsizlik, Rousseau’ya göre, doğa durumundan toplum durumuna geçişinin hem nedeni hem de sonucudur. Her kim ki “Bu topraklar benimdir.” diye ilan etmiş ve etrafında buna onay veren “naif insanlar” bulabilmiştir, işte özel mülk sahibi olan o ilk kişi, sivil toplumun da gerçek kurucusu ünvanını hak etmiştir. Görüldüğü gibi, özel mülkiyete yaslanan toplumsal eşitsizlik toplumun bizzat kurucu motifidir.
Richard Henry Tawney bırakınız-yapsınlar kapitalizmini hangi noktalardan eleştirmiştir?
Öncelikle bu sistem asalak bir rantiye sınıfını koruyup kollamaktadır. İkinci olarak, baş tacı edilen iktisadi özgürlük kavrayışı asla geniş halk yığınlarına uzanmamakta, kitlelerin aleyhine sonuçlar doğurarak bir avuç kapitalistin lehine işlemektedir. Son olarak da açgözlülük kültürünün yerleşmesi neticesinde inanç sistemi zayıflamaktadır.
Tawney'e göre Adil bir toplum nasıl kurulabilir?
Tawney'e göre özel mülkiyetin varlığını sorgulamak gerekmez; zira söz konusu mülk, işlevsel ve amaca dönük bir çaba için kullanılacaksa iktisaden yararlıdır da. Asıl sorun, yaratılan zenginliğin toplumsal amaçlar için kullanılıp kullanılmayacağıdır. Bu ise kamu mülkiyeti ve planlama gibi araçlarla sağlanabilecektir.
Blau’na göre toplumsal farklılaşma hangi yapılardan oluşmaktadır? Açıklayınız.
Blau’nun geliştirdiği kavramsal çözümleme çerçevesine göre toplumsal farklılaşma dikey ve yatay olmak üzere iki temel aksa sahiptir: yatay farklılaşma çoğulculuk göstergesi iken dikey farklılaşma eşitsizliğe göndermede bulunur. Yatay farklılaşma, toplumun nominal parametreler itibariyle farklı gruplarda yer alıyor olmasını ifade eder. Spor kulübü ya da siyasi parti taraftarlığı, yatay farklılaşmanın örnekleri olarak gösterilebilir. Blau’ya göre; kendi aralarında derecelenmek suretiyle farklılaşmış bulunan toplumsal konumların belirlediği rol ilişkisi ve birlikler ise eşitsizliğin varlığını gösterir ki bu aynı zamanda dikey farklılaşma demektir. Sağlık çalışanları içinde hekim ve hemşire şeklindeki toplumsal konum farklılaşması ve statü derecelenmesi buna örnek gösterilebilir.
Yapısal-İşlevselci Tabakalaşma kuramının eğitim sürecine yönelik eleştirisi nedir?
Kişisel becerinin toplumsal beceriye dönüşmesi için gerekli bulunan eğitim süreci eleştiri konusu olmuştur. Davis ve Moore’un analizinde kilit pozisyonlar için gerekli eğitim süreci, fedakârca katlanılması gereken zorlu bir süreçti ve bu fedakârlık karşısında bir ödül mekanizması olarak kilit pozisyonların kimi ayrıcalıklarla donanmış olması gerekirdi. Buradaki akıl yürütme, üst gelir grubu mensuplarının kişisel biyografilerinde nasıl zengin olduklarını anlattıkları bölümlerdeki öyküleri fazlasıyla çağrıştırmaktadır.Bu öykülerde de başlangıçta zengin olmayan girişimci, çok ağır şartlarda geceli-gündüzlü çalışarak bu serveti edinmiştir; servet, çekilen onca zahmetin ödülü olarak görülmelidir. Görüldüğü gibi yapısalcı- işlevselci açıklama, son derece yaygın bir basmakalıp düşüncenin tekrarı mahiyetindedir ve bu açıklamada ısrar etmek, yoksulluğu da tembellikle açıklamayı gerektirir.
Liberal dünya görüşü için eşitlik ilkesi nedir?
Liberal dünya görüşü için eşitlik ilkesi, iktisadi ve toplumsal düzlemin değil, fakat siyasal ve hukuksal düzlemin konusudur; buradaki ilke de yasalar önünde eşitlik ilkesidir. Bu ilkenin toplumsal yaşam içindeki gerçekleşme biçimi ise fırsat eşitliği şeklinde olacaktır. Bir toplumun tüm fertlerinin yasalar önünde eşit olması, yasalarla düzenlenmiş toplumsal ilişkiler seti içindeki fırsatlara erişimi de eşit kılacaktır.
Liberal dünya görüşünün toplumsal eşitliğe karşı geliştirdiği savlar nelerdir?
Bunlardan ilki, toplumsal eşitliği sağlayacak bir siyasal programın uygulanabilir olmayacağı görüşüdür. Bu yönde bir uygulamaya geçen devlet, kaçınılmaz olarak özgürlükleri boğacak ve nihayet totaliter ya da otoriter bir rejimin doğmasına yol açacaktır. Buna göre kayda değer bir eşitlik oluşturmanın bedeli, bireysel yetenek ve başarıyı ikincil kılacak bir siyasal despotizm olacaktır. Diğer bir tez eşitlik istencinin insan topluluklarının diğer bazı istenir değerleriyle bağdaşmayabileceğidir. Buna göre, eşitliğin kişisel özgürlükten daha az istenir bir şey olduğu rahatlıkla söylenebilir.
T.H. Marshall’ın yurttaşlık kurumu ile ilgili görüşü nelerdir?
T.H. Marshall’a göre modern yurttaşlık kurumu; medeni, siyasi ve sosyal hakların bir bileşkesidir ancak bu bileşke, kendi içinde gerilimlidir. Gerilim, yurttaşlık kurumunun siyasal ve sosyal haklar boyutu ile medeni haklar boyutu arasındadır. Medeni haklar ile düşünce, ifade, inanç, mülk edinme ve sözleşme yapabilme gibi temel haklar kastedilmektedir. Medeni hakların kapitalist piyasa işleyişi ile çelişirliği olmadığı gibi onu tamamladığı da söylenebilir. T.H. Marshall tam da bu nedenle modern yurttaşlık kurumunun sosyal ve siyasal boyutlarını, medeni boyuttan farklı olarak, kapitalizme potansiyel bir tehdit olarak görür.
Marshall'a göre eşitlikçi yurttaşlık kurumunun kapitalist sınıf sistemini değişmeye zorlamasının olası sonuçları nelerdir?
Değişimin doğrultusu, toplumsal sınıflar arasındaki kutuplaşmaları hafifletmek, orta sınıf katmanlarını genişletmek ve yaşam standartlarını iyileştirmek suretiyle işçi sınıfı içi farklılıkları azaltmak yönünde olacaktır.
Neoliberal çizginin en belirgin tutumu nedir?
Neoliberal çizginin en belirgin tutumu, bireyin hiçbir koşul ve düzeyde piyasadan bağımsızlaştırılmasının kabul edilir olmadığı yönündedir. Kapitalist piyasa ilişkileri iktisadi kalkınmanın olduğu kadar bireysel özgürlüklerin de biricik teminatıdır. Bu kuramsal pozisyonu bütünler tarzda neoliberal çizgi, toplumu da piyasanın bir uzvu, parçası ya da uzantısı olarak örgütlemek ister.
Hayek'e göre refah devletinin olumsuz sonuçları nelerdir?
Hayek’e göre kapitalizm son derece dinamik bir sistemdir; bunun ana gerekçesi de bünyesinde toplumsal eşitsizliği barındırıyor olmasıdır. Hayek için toplumsal eşitsizlik, kapitalizme dinamizm kazandıran bir işleve sahiptir; her kim ki toplumda gelir ve servet eşitsizliğini ortadan kaldırmaya yönelir, iktisadi ve toplumsal kalkınmayı, yeniliği (inovasyon) ve girişimciliği zapturapt altına alacağını da bilmek durumundadır. Hayek için Keynesçi refah devleti tam da bu yönde sonuçlar üretmiş; yenileşmeyi, inisiyatifi ve kalkınmayı sekteye uğratmıştır.
Nozick’in sosyal adalet görüşü nedir?
Nozick’e göre nüfusun küçük bir bölümünün ülke varlıklarının büyük bir bölümüne sahip olması, kendi başına adalet kavrayışı bakımından hiçbir şey söylemez. Toplumsal bakımdan böylesine eşitsiz bir durumun adaletsiz olduğu yargısına ulaşılamaz; zira sosyal adalet, kaynakların dağılımı ya
da pastanın paylaşımı ile değil, sahip olunan servetin meşru bir hak olup olmamasıyla ilgilidir. Buna göre sadece haksız ve gayrimeşru yollarla edinilmiş servet söz konusu olduğunda sosyal adalet duygusunu sarsacak bir toplumsal eşitsizlikten söz edilebilir. “Ne kadar elde ettin?” değil, “Nasıl elde ettin?” sorusu sosyal adaletle ilgilidir; dolayısıyla ne kadar büyük olursa olsun toplumsal eşitsizliklerin varlığının sosyal adalet düşüncesi ile bir ilgisi bulunmamaktadır.
Milton Friedman’ın refah devletine yönelik eleştirisi nedir?
Friedman’a (1988) göre refah devleti, ‘gençlerin yaşlıları’, ‘sağlamların hastaları’, ‘çalışanların aylakları’ sırtında taşıdıkları bir sistemdir; üstelik bunu yaparken ne gençlerin ne sağlamların ne de çalışanların özgür iradelerine başvurulması söz konusudur; dolayısıyla refah devleti bireylerin ‘tercih özgürlüğüne’ kapalı bir sistemdir.
Lemel ve Noll’a göre, toplumsal plandaki köklü değişiklikler eşitsizlik konusundaki geleneksel bakış açısının değişmesine neden olmuştur. Bu anlamda demografik açıdan nasıl bir değişim oluşmuştur?
Gelişmiş Batı ülkelerinde ortalama insan ömrü uzarken doğum oranları azalmakta ve böylece nüfus hızla yaşlanmaktadır. Bu ise yaş gruplarının ve kuşakların göreli statüleri ve ağırlıklarını değiştirmekte, yaş ve kuşak farklılığının yeni bir eşitsizlik biçimi olarak ortaya çıkmasının koşullarını hazırlamaktadır.
Lemel ve Noll’a göre, toplumsal plandaki köklü değişiklikler eşitsizlik konusundaki geleneksel bakış açısının değişmesine neden olmuştur. Bu anlamda toplumsal cinsiyet açısından nasıl bir değişiklik oluşmuştur?
Toplumsal cinsiyet rol ve davranışlardaki kayda değer değişiklikler oluşmuştur. Toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlikler, özellikle kadın hareketinin de etkisiyle geleneksel eşitsizlik algısının ötesinde, yeni bir duyarlılığın gelişmesine yol açmıştır.
Blackburn’a göre, toplumsal eşitsizlik 1980’li ve 1990’lı yılların literatüründe hangi yöne doğru kaymıştır?
Blackburn’a göre, 1980’li ve 1990’lı yılların hâkim literatüründe kültürel özgürlükler taşıdığı ileri sürülen eşitsizlikler ‘farklılık’ olarak ele alınmak suretiyle savunulurken, eşitlik arayışları ise ‘farkı’ ortadan kaldıracak otoriter eğilimler olarak görülmektedir. Böylece sınıf kavramı geri plana itilirken, toplumsal cinsiyet, etnik ve ırk çalışmalarında ise analitik ilgi eşitsizlikten farklılığa kaymıştır.
Liberal bakış açısına göre eşitlik sorunu nasıl çözümlenebilir?
Liberal bakış açısı için eşitlik sorunu, birey temelinde ele alınması gereken yasalarla düzenlenmiş biçimsel yurttaşlık statüsü sorunudur; bu da en kestirme ifadesi ile yasalar önünde eşit olduğu varsayılan bireylere açık olan fırsatlara erişebilme sorunudur. Bu sorunun ideal çözümü de sözleşme ilişkileri ile işleyen kapitalist piyasa serbestîsidir. Bu koşulların sağlanması durumunda toplumsal eşitsizliklerin varlığı bir sorun olmaktan çıkacaktır; çünkü sorun eşitsizliğin varlığı ile değil, yasal bir temele yaslanıp yaslanmaması ile ilgilidir.
Sosyalizm akımına göre eşitsizlik sorunu nasıl ortadan kaldırılabilir?
Sosyalizm akımına göre toplumsal eşitsizliği üreten ve yeniden üreten temel neden, sömürü ve güç ilişkilerini içinde barındıran toplumsal sınıfların varlığıdır. Dolayısıyla, toplumsal eşitsizliği ortadan kaldırmak, toplumsal sınıflara temel teşkil eden özel mülkiyet rejiminin ortadan kaldırılmasıyla sağlanacaktır.