aofsorular.com
TAR310U

Ortadoğu Tarihine Giriş

1. Ünite 20 Soru
S

"Ortadoğu" kavramı literatürde ilk kez kim tarafından kullanılmıştır? 

Ortadoğu tanımı coğrafi bir terim değil, siyasi bir tanımdır. Bu yüzden anlamı konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Zira "doğu" herkes nazarında bir yönü ifade ederken "orta" kelimesi "neyin veya nerenin ortası" sorusunu da beraberinde getirmektedir. Yerkürenin hiçbir yeri başka bir yer için orta değildir. İlk defa 1850’lerde İngilizlerin Hindistan’daki Sömürge idaresi tarafından iç yazışmalarında kullanılmakla birlikte; gerçekte bir kavram olarak literatürde kullanılması Amerikan tarihçi Alfred Mahan (1840-1914) ile başlamıştır. Mahan, 1902 yılında kaleme aldığı bir makalesinde bu kavram ile doğu-batı ekseninde Basra Körfezi ve etrafını "orta" olarak tasvir etmiş; nitekim bu kavram 20. yüzyılın başında literatüre bu anlamı ile girmiştir. 

S

Dar anlamı ile Ortadoğu hangi bölgeyi içine almaktadır?

Dar anlamı ile Ortadoğu, Güneybatı Asya devletlerini yani Arap Yarımadası, Basra Körfezi, Irak ve Suriye’yi içine alan bölgeyi içermektedir. Daha geniş anlamıyla da Güneybatı Asya’dan Kuzey Afrika’nın en batısı olan Fas (Mağrıb) ile doğuda Afganistan ve Pakistan’ı da içine alan bölgeye verilen isimdir.

S

Jeopolitik kavramı neyi ifade eder?

Jeopolitik, coğrafya ve tarihin belirlediği ilişkilerdir. Devletlerin dış politika davranışlarını, ülkelerin coğrafi konumu, fiziki çevresi, sahip olduğu kaynaklar, geçiş yolları vs. ile ilişkilendiren yaklaşımdır. Kısaca bir bölgenin coğrafyası ve orada gelişen tarih, o bölgenin jeopolitiğini (coğrafyadan kaynaklanan siyasi önemini) belirleyen dinamiklerdir. Bu kavram ilk defa İsveçli Kjellen (1864-1922) tarafından kullanılmış ve Halford MacKinder (1860-1947) tarafından geliştirilmiştir.

S

Ortadoğu bölgesinin başlıca jeopolitik özellikleri nelerdir?

Ortadoğu, Afrika-Avrasya kara kitlelerinin doğal kavşak noktasıdır. En önemli geçiş yollarının üstündedir. Bölgenin bir adı da "Yedi Deniz Ülkesi"dir. Ortadoğu Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı ve Ege Denizi yoluyla Güneydoğu Ukrayna’dan Akdeniz’e uzanan suyoluna yaslanmaktadır. Tarih boyunca Nil Deltası ve Sina Yarımadası kullanılarak karadan Akdeniz ile Kızıldeniz birbirine bağlanırken bu gün aynı işlevi Süveyş kanalı yapmaktadır. Diğer yandan Ortadoğu hava koridoru neredeyse bütün kıtaları birbirine bağlamaktadır. Bölgenin jeopolitiğini belirleyen en önemli faktörlerden bir tanesi de dünyanın istisnasız bağımlı olduğu enerji kaynaklarıdır. Tek başına Arap dünyası, dünya enerji kaynaklarının %60’tan fazlasına sahip iken bütün İslam dünyası ele alındığında bu rakam %75’i geçmektedir. Bu özellikleri ile tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de Ortadoğu dünyanın en önemli cazibe merkezi ve aynı zamanda en büyük çatışma alanıdır.

S

Ortadoğu bölgesinde, çöllerdeki vahalarda yerleşik hayatı benimsemiş guruplar hangileridir?

Hazarîler, Bedevilerin aksine çöllerdeki vahalarda yerleşik hayatı benimsemiş guruplardır. Kan bağı ve kabile bağları konusunda bedevîler gibi olmakla birlikte bunlar ziraat ve ticaret ile uğraşırlar. En büyük sorunları bedevîlerin yaptıkları yağmalardır. Bu yağmadan kurtulabilmek için bedevîlere ihave adıyla bir kardeşlik vergisi öderler.

S

Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan ihtilafta, iki tarafın hakeme başvurmasını reddeden guruplara verilen isim nedir?

Hariciler, Hz. Ali ile Muaviye arasında çıkan ihtilafta, iki tarafın hakeme başvurmasını reddeden guruplara verilen isimdir. Zamanla bir inanç biçimine dönüştü. Hz. Peygamber soyuna (Seyyidlere) bağlılıkları olmakla birlikte Şiilikten farklı bir doktrin geliştirdiler. Özellikle Kuzey Afrika’da İslamin yayılmasında etkili oldular. Bu gün daha ziyade Uman ve kısmen Libya’da (Cebel Nefusa’da) varlıklarını İbadilik adı altında sürdürmektedirler.

S

Arap coğrafyasında tam bir "Osmanlı Barışı"nın egemen olması hangi dönemde gerçekleşmiştir?

17. yüzyılın ikinci yarısında Arap coğrafyası Osmanlılar tarafından on dört merkezden (eyaletten) idare ediliyordu. Şehirleşme artmış, göçebe unsurlar daha fazla istikrara kavuşmuştu. Genel olarak 17. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin Arap coğrafyası, Şam, Trablus-ı Şam, Halep, Musul, Bağdat, Basra, Lahsa, Yemen, Mısır, Habeş, Tunus, Trablusgarp, Cezayir-i Garp ve Mekke-i Mükerreme eyaletlerinden oluştu. Sonuç, 17. ve 18. yüzyıllarda Arap coğrafyasında tam bir "Osmanlı Barışı" egemen oldu. Genel olarak Osmanlı’nın bölgedeki varlığının sebebi olan Avrupa askerî tehdidinin ortadan kalkması ayrıca 18. yüzyıldan itibaren yerel gelirlerin bu idareyi aynen sürdürmeye yetmemesi, bir kısım değişikliklere gidilmesini ve eski mahalli güçlere idarede daha fazla yer verilmesi sonucunu doğurdu. Bu durum bir taraftan Vehhabî hareketi gibi değişik etkenlerle merkezden kopuşları, daha bağımsız hareket etmeyi beraberinde getirirken, diğer taraftan merkezin modernleşme gayretlerini arttırarak yeni bir toplumsal ve siyasi düzen arayışlarını hızlandırdı. Aynı süreç bölge halklarının (bugünkü Ortadoğu halklarının) Avrupaî düşünce ile tanışmasını da beraberinde getirdi. Özellikle batının ilham ettiği etnik ve dinî milliyetçilikler Osmanlı yönetimine karşı hoşnutsuzluğu doğurdu. Avrupa’dan gelen ayrılıkçı fikirler ve Protestan misyonerlerin faaliyetleri yönetime karşı tavır almayı öğretiyordu. Bu fikirleri besleyen gazete, dergi ve kitaplar elden ele dolaşmaktaydı.

S

Tarihte hangi süreç Ortadoğu kavramını ve bugünkü Ortadoğu'yu meydana getirmiştir?

Ortadoğu kavramını ve bugünkü Ortadoğu’yu (dar ve geniş anlamlarıyla) meydana getiren süreç I. Dünya Savaşı’dır. Savaş he ne kadar Avrupalı devletlerin kendi aralarındaki rekabetten dolayı Avrupa’da başlamış olsa da hemen tamamının hedefindeki coğrafya Osmanlı egemenliğinde ve onun hinterlandındaki alanlarıydı. Osmanlı Devleti İngilizler ile savaştan sadece bir yıl önce (1913 Osmanlı-İngiliz Anlaşması) Basra Körfezi, birkaç ay önce de (1914 Osmanlı-İngiliz Anlaşması) Güney Arabistan’da Osmanlı-İngiliz nüfuz alanlarının belirleyen bir anlaşma yaptı. Anlaşma Osmanlı aleyhinde birçok maddeyi içermesine rağmen, Osmanlıların kendi coğrafyalarındaki uluslararası rekabetin hızını kesmeyi amaçlıyorlardı. Osmanlı Devleti’nin savaşta Almanya’nın yanında yer alması beklenen ve istenilen bir durumdu. Osmanlı idarecilerinin o sırada farklı bir davranış sergileyememesi de savaşı kısa zamanda Avrupa cephesinden bu coğrafyaya taşıdı. Savaş başladığında Osmanlı Devleti iki önemli noktada İngiltere için tehdit oluşturuyordu. Birincisi İngilizlerin Hindistan, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan asker ve mühimmat getirdikleri Süveyş Kanalı idi. İkinci bölge ise savaş gemilerinin yakıt kaynağı olmaya başlayan petrolün bulunduğu Basra Körfezi idi. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale’deki güçlü istihkamatı ise İtilaf Devletleri’nin boğazları aşarak Karadeniz’e inip Rusya ile bütünleşmelerine engel idi.

S

I. Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu bölgesinde manda sistemini resmileştiren olay nedir? 

Bölgede manda sistemini resmileştiren San-Remo Konferansı'nın (19-26 Nisan 1920) alt yapısını hazırladı. Buna göre Suriye ve Lübnan Fransız mandası, Irak ve Filistin’in de İngiliz mandası altına alınması kararlaştırıldı. Her iki devletin savaş öncesi Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da işgal veya anlaşmalar yoluyla elde ettiği sonuçlar hiç tartışılmadı. Yani o bölgelerin geleceği de tıpkı manda altındakiler gibi Avrupalı emperyalist güçlerin eline bırakıldı. Türkiye’nin kaderi ise Sevr anlaşmasında çizilecekti. Anadolu’da başlayana Millî Mücadele bu anlaşmayı ortadan kaldırdı. Oysa San Remo’nun ağır şartları Ortadoğu’da uzun yıllar etkili olmaya devam etti.

S

Çerkezlerin Ortadoğu bölgesine gelişi ne şekilde gerçekleşmiştir?

Kafkas halklarından olan Çerkezler ağırlıklı olarak Osmanlı Devleti’nin Kafkaslardan çekilip bölgede Rusların baskılarının başlaması ile yaşanan göçlerle Ortadoğu’ya doğru gelmişlerdir. Çoğunluğu Osmanlı Devletinin iskân ettiği yerlerde yaşamaktadırlar. Türkiye’de Anadolu’da, Ürdün, Suriye, hatta kısmen İsrail’de Çerkez bulunmaktadır. Bulundukları ülkeye asimile olmadan uyum gösterebilen ve farklı şiveleri olan Çerkezler kendi dillerini de koruyabilmişlerdir. Hemen tamamı Sünnî Müslümanlardır.

S

Farslar'ın merkezî bir otorite altına girmesi ilk kez hangi dönemde gerçekleşmiştir?

Tarihi Perslerden geldiği kabul edilen ve Farsça konuşan topluluklardır. Ağırlıklı olarak İran’da yaşamakla birlikte köken itibarı ile Kuzey Kafkasya üzerinden gelerek bölgeye yerleştikleri kabul edilmektedir. Bugün İran’da çoğunluğu teşkil eden bir ırk olarak görülen Farslar esas itibari ile bir ırktan ziyade kökleri itibari ile çeşitli ırkların karışımından meydana gelmişlerdir. Tatlar, Talışlar, Gilekler, Mazandaranîler, Lekler Farslar’ın alt guruplarını oluşturmaktadırlar. İran’da Pehlevî Devleti’nin kuruluşuna kadar (1925) bu halklar birbirinden bağımsız gevşek bir federatif yapı ile yaşamışlardır. Bu anlamda Farslar ilk defa Pehlevî hanedanlığı ve İran İslam Cumhuriyeti zamanlarında merkezî bir otorite altına girmişlerdir. Çoğunluğu Şiî ayrıca Alevî olmakla birlikte, Sünnî Farsiler de vardır. Az da olsa Hıristiyan ve Musevîleri olduğu gibi eski İran dini (Zerdüşt-Mecusî) mensupları da bulunmaktadır.

S

Kökü Emeviler zamanına kadar indirilen ve İslam ile putperest inançların karışımından meydana gelen din hangisidir?

Yezidilik, kökü Emeviler zamanına kadar indirilen ve İslam ile putperest inançların karışımından meydana gelen bir dindir. Melek Taus diye isimlendirdikleri Şeytan’a tapmaları ile tanınmışlardır. Suriye’de ortaya çıkmasına rağmen Kuzeybatı Irak’ta Sincar dağlarında Kürtler arasında gelişmiştir. Bugün ağırlıklı olarak Irak’ta yaşamakta olup yeni Irak anayasasında da kabul edilen etno-dinî bir guruptur.

S

Mandiler olarak da bilinen ve mensuplarının genellikle İran’ın Ahvaz ve Hurremşehr bölgesi ile Irak’ta Ammara, Bağdat ve Basra bölgelerinde yaşayan dinin adı nedir?

Mandiler olarak da tanınan Sabiilik dinine mensup kişiler, aydınlık ile karanlık arasındaki dualizme dayandırdıkları inanç sistemlerinde, maddî evrenin dolayısıyla bedenin de kötü olduğuna inanırlar. Ruhun beden hapishanesinde olduğunu kabul ederler. Genellikle İran’ın Ahvaz ve Hurremşehr bölgesi ile Irak’ta Ammara, Bağdat ve Basra gibi bölgelerde yaşamaktadırlar. 

S

18. yy.da Osmanlı topraklarında, Orta Arabistan’da Hanbeli mezhebinin yeni bir yorumu olarak ortaya çıkan ve İslamı doğduğu ilk saf şekliyle yaşatma iddiasında olan hareket hangisidir?

Sünnîlik içinde istisna teşkil eden ikinci hareket Vehhabiliktir. 18. Yüzyılda Osmanlı topraklarında, Orta Arabistan’da Hanbeli mezhebinin yeni bir yorumu olarak ortaya çıkan bu hareket, diğer mezheplerin bazı yaklaşımlarını, tasavvufî gurupların ise bütün fikirlerini reddetmektedirler. İslamı doğduğu ilk saf şekliyle yaşama ve yaşatma iddiasında olan bu hareket, önce Osmanlı Devleti’nin otoritesine karşı gelerek siyasallaştı. Ardından Arap Yarımadası ve Basra körfezinde de fikirlerini güçle yayarak etkin bir fıkhî/siyasî hareket oldu. Bu gün Suudi Arabistan’ın resmi İslam yorumunu temsil etmektedir. Bu devletin yasaları da bu yoruma dayandırılmaktadır. Yorum ve uygulama farklılıklarından dolayı diğer geleneksel İslamî anlayışlar ile çatışmaktadır.

S

Sünniliğin karşısında yer alarak İslam tarihinde siyasi tavır gösteren ilk hareket hangisidir?

Şiilik, Sünniliğin karşısında yer alarak İslam tarihinde siyasi tavır gösteren ilk harekettir. Hz. Muhammed’in vefatından sonra Halifeliğin onun akrabası ve damadı olan Hz. Ali’nin hakkı olduğunu savunan guruptur. Özellikle Hz. Ali’nin 661 tarihinde öldürülmesinden sonra organize olmuşlar ve Müslümanların önderi olan Emirülmüminin (İmamet) vasfının Hz. Ali’den sonra onun soyundan (Ehl-i Beyt’den) gelenlerde olduğunu savunmuşlardır.

S

Şiiliğin Sünnîliğe en yakın anlayışta olan kolu hangisidir?

Zeydilik Şiiliğin ikinci kolu olup Sünnîliğe en yakın anlayıştır. Onlar İmamiye’nin aksine Hz. Ali’nin soyundan gelen sadece ilk dört imamı benimsemekte ve dördüncü imamdan sonra İmamiye kolundan ayrılmaktadırlar. 9. yüzyılın sonlarında Kuzey Yemen taraflarını kontrol ederek devletleştiler. Osmanlı Devleti’nin bölgeyi kontrolünden sonra mümkün mertebe devlet otoritesinin ulaşmadığı yerlerde varlıklarını sürdürdüler. Yemen toplumunda Sünnî-Zeydî ayrımı ise zaman zaman çatışmaların da kaynağı oldu.

S

Karmatiler ve Fatımileri de içine alan ve on iki imamın sadece ilk yedisini kabul eden dini grup hangisidir?

İsmailiye, Şiiliğin üçüncü ana koludur. Bu inanca mensup kişiler on iki imamın sadece ilk yedisini kabul etmektedirler. Azınlık da olsalar geniş coğrafyaya yayılan en etkin gurup olmuşlardır. Ortaçağ’da Kuzey Afrika ve Hindistan’da varlık gösterdiler. İslam tarihinin en radikal gurubu olarak tanınan Karmatiler ile hem fatih hem de bilim ve sanatta üretici olmuş olan Fatımiler bu koldan gelmektedirler. Karmatiler Basra Körfezi’nde etkin oldukları gibi; bir ara Kâbe’den Hacerulesved’i çalarak Hasa’da yeni bir Kâbe kurmaya teşebbüs ettmişlerdir. Bugün artık müntesipleri olmamakla birlikte, kimi radikal hareketlerin kaynağı oldukları yorumları yapılmaktadır. Fatımiler Kuzey Afrika’da etkin olmuş; Kahire’yi inşa ettmiş ve Selçukluların ortaya çıkışına kadar Abbasi hilafetine tehdit ederek Kuzey Afrika’da alternatif bir hilafet kurmuşlardır. Türkler tarafından siyasi varlıklarına son verilen bu kolun bir tarafını radikal bir gurup olan Haşhaşiler devam ettirdiler.

S

Filistin meselesinin İngilizler tarafından BM’ye taşınması ve Taksım Planı hangi tarihte gerçekleşmiştir?

Filistin meselesinin İngilizler tarafından BM’ye taşınması ve Taksım Planı 1947 yılında gerçekleşmiştir.

S

Ortadoğu bölgesinin kaynakların kullanımı ile ilgili sorunları nelerdir?

 

Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri doğal kaynaklar bakımından eşit imkânlara sahip değildir. Bir tarafta çoğunluğu yoksulluk düzeyinin altında yaşayan halklar diğer tarafta petrolden zengin olmuş devletler bulunmaktadır. Bu çelişki bölge ülkeleri arasında ciddi gizli çekişmelere neden olmaktadır. Diğer taraftan bölgenin gelir kaynaklarının büyük bir bölümü silahlanmaya harcanmaktadır ki; bu durum hem kaynakların verimsiz kullanımını ve hem de silahlanmayı haklı gösterecek yeni çatışma alanlarını meydana getirmektedir. Zengin ülkelere iş gücü transfer edilirken, fakir ülkeler bir taraftan bu iş gücünden yoksun kalmakta diğer taraftan da bu göçten reel olarak faydalanamamaktadır. Su kaynaklarının yetersizliği bölgedeki bir diğer sorundur. İsrail önemli nehir (Batı Şeria, Golan) ve yer altı su kaynaklarını kontrol ettiği için avantajlı konumdadır. Bu da çatışmaları sürekli kılmaktadır. Aynı şekilde Nil üzerindeki devletlerin de nehir suyunun paylaşımı konusunda sorunları bulunmaktadır. Diğer taraftan Türkiye, Suriye ve Irak arasında Dicle ve Fırat sularının paylaşımı ile ilgili ihtilaflar da hep gündemde tutulmaktadır.

S

Arap Baharı hareketinin başlıca nedenleri nelerdir?

Arap Baharı, 2010 yılı itibari ile Tunus’ta başlayıp, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye’yi de etkileyen halk hareketlerine verilen isimdir. Gittikçe diğer bölgelere de bir şekilde sirayet etmesi muhtemeldir. Daha ziyade ekonomik adaletsizliğin aşırı noktalara ulaşması, uzun süredir yönetimleri ellerinde bulunduran liderlerin halkın demokratik taleplerine kulak tıkaması ve en önemlisi de hızla meydana gelen demografik değişim bu yeni süreci hazırladı. Baskılara ve sosyal adaletsizliklere karşı müşterek hareket eden halk yığınları maalesef çözüm önerileri konusunda aynı fikirde olmamaları, bu süreci yaşamaya başlayan her ülkenin farklı şartları yeni çatışma alanları doğurdu. Ancak bu süreç toplumsal taleplere karşı direnmenin imkansızlığını ortaya koyması bakımından anlamlı ve ümit vericidir.