aofsorular.com
HUK105U

Hısımlık, Yerleşim Yeri, Kişilik Hakkı ve Korunması

4. Ünite 20 Soru
S

Hısımlık nedir? 

Hısımlık, sadece gerçek kişiler bakımından söz konusu olan ve insanların arasındaki yakınlık bağını ortaya koyan bir kurumdur. Özellikle miras hukukunda, usul hukukunda ve aile hukukunda büyük önem taşır. Hısımlık ya doğal yolla ya da evlenme veya evlat edinme gibi belli ilişkiler sonucunda ortaya çıkan bir bağdır.

S

Hısımlık türleri nelerdir? 

Hısımlık, kuruluş ve doğuş şekillerine göre, “kan hısımlığı”, “kayın hısımlığı” ve “evlat edinmeden doğan hısımlık” olmak üzere üç türe ayrılır.

S

Kan hısımlığı nedir? Kaç gruba ayrılır? 

Kan hısımlığı, bir kimse ile onun kendilerine kan bağıyla bağlı bulunduğu kişiler arasındaki hısımlıktır, uygulamada soy hısımlığı olarak da adlandırılmaktadır. Örneğin, bir kimsenin kendi ana ve babası, kardeşleri, ana ve babasının ana babaları (büyük ana ve büyük babaları), çocukları ve torunları, amca, hala, dayı, teyzeleri ile kuzenleri arasındaki hısımlık kan hısımlığıdır. Kişiler arasındaki mevcut kan hısımlığının derecesi, hısımlar arasındaki doğumların sayısı ile belli olur.

Kan hısımlığı da kendi içinde, “üstsoy-altsoy hısımlığı” ve “yansoy hısımlığı” olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.

Düz hat hısımlığı olarak da adlandırılan üstsoy- altsoy hısımlığı, biri diğerinden gelen, yani birbirle- rinden üreyen kişiler arasındaki hısımlıktır. Üstsoy-altsoy hısımlığı, hem baba hem de ana tarafından sınırsız olan bir hısımlıktır. Bir kimsenin düz hattan aşağı inen hısımları alt soy hısımları, düz hattın üzerindeki hısımları ise üst soy hısımlarıdır. Örneğin, bir kimsenin babası, dedesi, büyük dedesi, annesi, anneannesi üst soyu, oğlu, oğlunun oğlu veya kızı ise alt soyudur.

Yan soy hısımlığı, ortak soydan gelenler arasındaki hısımlıktır. O hâlde, iki kimsenin birbirlerinin yansoy hısımı olabilmeleri için, her ikisinin de ortak bir soydan (kökten) gelmeleri gerekir. Bu itibarladır ki, kardeşler arasında; bir kimse ile amcası, halası, dayısı ve teyzesi arasında; aynı şekilde, o kimse ile amca, hala, dayı ve teyzesinin çocukları yani kuzenleri arasında yansoy hısımlığı vardır.

Aynı ortak kökten gelen kişiler arasındaki hı- sımlık, tam kan yansoy hısımlığıdır. Örneğin ana ve babaları bir olan kardeşler arasında tam kan yansoy hısımlığı vardır.

Sadece bir tek kökün ortak olduğu yansoy hısımlığı, yarım kan yansoy hısımlığı olarak isimlen- dirilir. Örneğin anaları bir babaları ayrı veya babaları bir anaları ayrı kardeşler arasında durum böyledir.

S

Kayın hısımlığı nedir?Sonuçları nelerdir? 

Kayın hısımlığı, evlenme dolayısıyla meydana gelen hısımlıktır. Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları, aynı tür ve dereceden kayın hısımları olurlar. Örneğin, eşin anası, babası, kardeşleri, kuzenleri vb. diğer eşin aynı dereceden kayın hısımlarıdır.

Kayın hısımlığının bazı önemli sonuçları vardır. Öncelikle evlenmeyle meydana gelmiş olan kayın hısımlığı, evliliğin sonradan iptal, ölüm veya boşanma sebebiyle ortadan kalkması hâlinde sona ermez, yine devam eder. Fakat evlilik sona erdikten sonra eski eşlerin yeni doğan kan hısımları ile diğer eski eş arasında kayın hısımlığı meydana gelmez. Başka bir ifadeyle evlilik birliğinin sona ermesinin ardından yeni kayın hısımlığı doğmaz.

Kayın hısımlığı, eşlerden biri, yani eşin bizzat kendisi ile diğer eşin kan hısımları arasındaki hısımlıktır. Bu sebepledir ki, her iki eşin kan hısımları arasında, hiçbir hısımlık yoktur.

S

Evlat edinmeden doğan hısımlık nedir? 

Bu hısımlık evlat edinme dolayısıyla meydana gelir ve hısımlığın kaynağı, evlat edinme işlemine yönelik mahkeme kararıdır. Evlat edinen ile evlatlık arasında oluşan hısımlık, evlatlık ilişkisi ortadan kalktığı anda kendiliğinden ortadan kalkar (TMK. m. 317, 318).

Evlatlık ilişkisi sadece evlat edinenle evlatlık arasında bir hısımlık ilişkisi doğurur. Bunların hısımlarıyla kendi aralarında bir hısımlık ilişkisi meydana getirmez.

Evlatlık ve onun alt soyu evlat edinenin mirasçısı olur ve bu mirasçılık ilişkisi tek taraflıdır (TMK. m. 314). Evlatlıkla evlat edinen ve bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında evlenme yasağı vardır.

S

Yerleşim yeri nedir? 

Yerleşim yeri TMK. m. 19-21 arasında düzenle- miştir. Ancak Medeni Kanun açık bir yerleşim yeri tanımı yapmamıştır. Doktrinde yerleşim yeri, bir kimsenin oturmakta olduğu, iş ve aile ilişkilerinin merkezi olan yer olarak tanımlanmaktadır.

S

Yerleşim yeri çeşitleri nelerdir? 

Yerleşim yeri kavramı üçlü bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bunlar, “iradi yerleşim yeri”, “itibari yerleşim yeri” ve “yasal yerleşim yeri”dir.

S

İtibari yerleşim yeri nedir? 

İtibari yerleşim yeri iki farklı durumda söz konusu olur. Bunlardan biri, iradi bir yerleşim yeri bulunmayan kimseler bakımından ortaya çıkar. Kişi iradi yerleşim yeri edinmemişse onun meskeni yasa gereği yerleşim yeri olarak kabul edilir. Diğeri ise kişilerin mutlaka bir yerleşim yeri olması gerektiği kuralına dayanır ve Kanunda düzenlenmiştir. Gerçekten de, TMK. m 20/II’ye göre, “Önceki yerleşim yeri belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye’de henüz bir yerleşim yeri edinmemiş olan kimsenin halen oturduğu yer, yerleşim yeri sayılır”.

S

Yasal yerleşim yeri nedir? 

Yasal yerleşim yeri, bazı kimseler için kanunun doğrudan belirlediği yerleşim yeridir. Gerçekten de, TMK. m. 21’e göre, “Velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeridir. Diğer hallerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılır”.

Bu hükümden anlaşıldığı üzere, yasal yerleşim yeri, velayet altındaki küçükler ile vesayet altındaki kişiler bakımından söz konusudur.

Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Velayet altındaki küçüğün yerleşim yeri ise kural olarak ana ve babasının yerleşim yeridir.

S

Kişilik hakkı nedir? 

Kişilik hakkı kavramı, Türk Medeni Kanunu’nda tanımlanmamıştır. Doktrin ve uygulamada bu kavramın biri dar diğeri geniş olmak üzere iki anlamı bulunmaktadır.

Dar anlamda kişilik hakkı, haklara ve borçlara sahip olabilmeyi yani hak ehliyetini ifade eder ki, bu da “kişi” terimiyle aynı anlama gelir.

Geniş anlamda kişilik hakkı ise, hak ehliyetinin yanında, fiil ehliyetini, kişisel durumları ve kişilik haklarını da içine alan, son derece geniş kapsamı olan bir kavramdır.

Kişilik hakları, insanın insan olması nedeniyle ve onun korunması için tanınan haklar topluluğudur. Bu bağlamda kişilik hakları, bir kimsenin maddi (bedensel), manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerindeki mutlak haklarıdır. Hak ve fiil ehliyetinin yanı sıra kişinin hayatı, sağlığı, beden tamlığı, onuru, itibarı, özel hayatı, sırları, resmi ve ismi gibi tüm değerleri üzerindeki hakların tamamını kapsamına alır. Kişilik hakları kişiye “kişi” olması sebebiyle tanınmış haklardır.

S

Kişiliğin içe karşı korunması bağlamındaki düzenlemeler nelerdir? 

Medeni Kanun, bir kimsenin kişiliğini zedeleyen özverilerde bulunmasına, özgürlüğünü sözleşme ile aşırı derecede sınırlamasına izin vermemekte ve bunlara engel olmak için kişiliği bizzat o kimsenin kendisine karşı korumaya yönelik hükümler getirmektedir. Bu çerçevede getirilmiş çok önemli bir hüküm olan TMK. m. 23’e göre, “Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez. Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlaka aykırı olarak sınırlayamaz”.

Anılan hükümden anlaşılacağı üzere, hiç kimse yapacağı bir hukuki işlemle hiçbir zaman evlenmeyeceğini, taşınmaz eşya satın almayacağını, mirasçı olmayacağını vaat edemez. Çünkü böyle durumlarda kişi hak ehliyetinden kısmen de olsa vazgeçmiş sayılmaktadır. Oysa kişinin hak ehliyetinden vazgeçmesi mümkün değildir, hak ehliyeti TMK. hükümlerinin yanı sıra anayasal korumaya da alınmış durumdadır. Aynı şekilde, kişi sahip olduğu mallar üzerinde tasarrufta bulunmayacağını da taahhüt edemez. Çünkü bu durumda da fiil ehliyetinden kısmen vazgeçmiş olmaktadır.

Kanun koyucu hak ve fiil ehliyetinin aksine özgürlüklerin belli derecelerde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Bunun sınırı ise, sınırlamanın hukuka ve ahlaka aykırı olmamasıdır. Ancak, kişinin özgürlüklerden tamamen vazgeçmesi veya aşırı ölçüde sınırlaması yasaklanmıştır. Örneğin, bir kimse ölünceye kadar hiçbir siyasi partiye girmeyeceğini, belli bir yerden alışveriş yapmayacağını, çocuk sahibi olmayacağını taahhüt edemez. Çünkü bu tür sınırlamalar, özgürlüklerden vazgeçmek anlamına gelmektedir.

Kanunlarımızda TMK m. 23’ün özel uygulaması niteliğini taşıyan bazı açık hükümler de yer almaktadır. Buna örnek olarak Borçlar Kanunu ve İş Kanunu ile getirilen bir hizmet sözleşmesinin süresinin on yıldan fazla süreyi içermesi halinde, on yılı aşan sürenin işçiyi bağlamayacağı kuralı verilebilir.

S

Kişiliğin dışa karşı korunması bağlamındaki temel düzenleme nedir? 

Kişiliğin dışa karşı korunması, kişilik haklarını başkalarından gelebilecek olan hukuka aykırı saldırılara ve kişilik değerlerinin ihlaline karşı koruma altına almak anlamına gelir. Gerçekten de, TMK. m. 24’e göre, “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır”.

Kanun koyucu bu hükümde, kişilik hakkı hukuka aykırı surette zedelenmiş olan kimsenin korunacağını belirtmiş, ancak aynı zamanda bir hareketin hangi hallerde hukuka uygunluk unsuru içereceğini de açıklamıştır. Kişilik haklarına yönelik bir saldırının varlığından söz edebilmek için gerçekleşen davranışın hukuka uygun olmaması, hukuka uygunluk sebeplerinin bulunmaması gerekir. Hukuka uygunluk sebepleri, zarar görenin rızası, üstün nitelikteki bir özel yararın varlığı, üstün nitelikteki bir kamu yararının varlığı ve kanunun verdiği yetkiye dayanılarak kişilik haklarına yapılan saldırı olarak sayılabilir.

Bir kimse kişilik haklarına yapılan saldırıya kendisi izin vermişse, yani zarar görenin rızası söz konusu ise, yapılan müdahale hukuka uygundur. Yani bu gibi durumlarda, kişilik varlıklarına verilen zararlardan dolayı kişinin korunmayı isteme hakkı yoktur. Ancak bu rızanın bir hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilebilmesi için, geçerli bir rıza olması gerekir. Hukuka, ahlaka ve adaba aykırı açıklanan rıza hukuka aykırılığı ortadan kaldırmaz (TMK. m. 23, TBK. m. 27).

S

Kişiliğin dışa karşı korunması bağlamında TMK'da düzenlenen davalar hangileridir? 

Kişiliğin dışa karşı korunması için bazı davaların açılması gerekmektedir. Bu davalar TMK. m. 25’de şu şekilde belirtilmektedir:

“Davacı, hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini isteyebilir.

Davacı bunlarla birlikte, düzeltmenin veya kara- rın üçüncü kişilere bildirilmesi ya da yayımlanması isteminde de bulunabilir.

Davacının, maddi ve manevi tazminat istemleri ile hukuka aykırı saldırı dolayısıyla elde edilmiş olan kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine verilmesine ilişkin istemde bulunma hak- kı saklıdır.

Manevi tazminat istemi, karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez; miras bırakan tarafın- dan ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

Davacı, kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir”.

Bu hükümden anlaşılacağı üzere açılacak olan davalar, saldırıya son verilmesi davası, önleme davası, tespit davası, tazminat davası ve vekâletsiz iş görme davasıdır.

S

Saldırıya son verme davası nedir? 

Saldırıya son verilmesi davası, kişilik haklarına hukuka aykırı bir saldırının gerçekleşmesi ve bu saldırının halen devam etmesi durumunda açılabilen bir davadır. Bu davanın açılmasındaki amaç, devam etmekte olan saldırının durdurulmasıdır. Davanın açılması bakımından saldırıda bulunan kimsenin kusurunun olup olmadığının önemi yoktur. Önemli olan, saldırının hukuka aykırı olmasıdır. Örneğin, rızası olmadan kişinin bir fotoğrafının sokaklardaki reklam panolarında bir ürünün reklamının yapılması amacıyla sergilenmesi halinde kişi saldırıya son verilmesi davası açarak, fotoğrafının sergilenmesinin durdurulmasını isteyebilir.

S

Kişiliğin dışa karşı korunmasında önleme davası nedir? 

Önleme davası, henüz gerçekleşmemiş olmakla birlikte, bir takım belirtilerden yakın bir zamanda gerçekleşmesi mümkün görülen bir haksız saldırı tehlikesine karşı açılan ve daha gerçekleşmeden bu saldırıyı önlemeyi amaçlayan davadır. Örneğin, bir gazetenin, yakında bir sinema sanatçısının özel hayatıyla ilgili yazı dizisi başlatacağını okurlarına duyurması halinde önleme davası açılabilir.

S

Tespit davası nedir? 

Tespit davası, kişilik haklarına karşı yapılmış ve sona ermiş bulunan bir saldırının yarattığı etkilerin hâlâ devam etmesi halinde açılabilir. Bu sebeple, henüz başlamamış veya devam etmekte olan saldırılar hakkında tespit davası açılamaz. Diğer bir deyişle tespit davasının açılabilmesi için diğer dava yollarına (durdurma ve önleme davaları) başvurma olanağının olmaması gerekir.

Kişi tespit davasında, saldırının hukuka aykırılığının tespiti yanında, gerekirse, kararın yayınlanmasını veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesini de talep edebilir.

S

Kişiliğin dışa karşı korunmasında tazminat davası nedir? 

Kişilik haklarına karşı haksız saldırıda bulunulan kimsenin, yukarıda sayılan davaları açması her zaman onun için yeterli derecede tatmin edici olmayabilir. Özellikle gerçekleşen haksız saldırı neticesinde, kişinin maddi ve manevi zarar görmüş olma olasılığı da yüksektir ve yukarıda belirtilen davalar daha ziyade savunma amaçlı olup, uğranılan zararın giderilmesi bakımından sonuç doğurmayacaktır. Bu gibi durumlarda, maddi ve manevi tazminat davasının açılması söz konusudur.

Maddi tazminat davası, kişilik haklarına karşı haksız saldırıda bulunulan kimsenin bu saldırı sebebiyle fiilen uğramış olduğu maddi zararların karşılanması için açılan davadır. Bu davanın açılabilmesi için TBK. m. 49’daki şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani, fiil, fiilin kişilik haklarını ihlal etmesi, zarar, kusur ve uygun illiyet bağının olması gerekir. Ancak, hakkaniyet sorumluluğunda ve objektif sorumluluk (sebep sorumluluğu) hallerinde kusur aranmaz.

Kişilik haklarına haksız saldırıda bulunulan kimse, maddi zararın yanında manevi zarara da uğ- ramış olabilir. Bu gibi durumlarda manevi tazminat davası açılabilir. Örneğin, bir kimsenin özel ha- yat alanına giren bir duruma ilişkin fotoğraflarının bir gazetede yayınlanması durumunda kişi büyük bir utanç ve elem hissetmiş olabilir. Bu durumda açılacak dava eksilen manevi değerleri gidermek

için manevi tazminat davasıdır. Manevi tazminat davası Borçlar Kanununda bir genel hükmün yanı sıra gerek Borçlar Kanununda gerek Medeni Kanununda bazı özel hükümlerle ayrıca düzenlenmiştir. Örneğin TMK. m. 121 nişanın bozulması halinde manevi tazminat talebine ilişkin getirilmiş özel bir hüküm niteliğini taşır.

S

Kişilik haklarının korunması bağlamında vekaletsiz iş görme davası nedir? 

Kişilik haklarına haksız saldırı sonucunda, saldırıda bulunan kimse sebepsiz olarak zenginleşmiş olabilir. Örneğin, bir derginin ünlü bir şarkıcının estetik ameliyat esnasında çekilmiş fotoğraflarını yayınlaması sonucunda yüksek satış rakamlarına ulaşması ve böylece haksız kazanç elde etmesi durumunda dergi sahibinin sebepsiz zenginleşmesi söz konusudur. Bu zenginleşmenin vekâletsiz iş görme hükümlerine göre istenebileceği düzenlenmiştir. Fotoğrafları yayınlanan kişi haksız olarak ele edilen kazancın, TBK. m. 530 hükümleri çer- çevesinde kendisine verilmesini talep edebilecektir.

S

Ad nedir? 

Ad, bir kimseyi hemcinslerinden ayırmaya yarayan, onu belirleyen bir tanıtım aracıdır. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olup, devredilemez ve temlik edilemez nitelik taşır. Ad ve adın korunması hakkı aslında kişilik hakkına dâhil olmasına rağmen, önemi sebebiyle Medeni Kanun tarafından ayrı ve özel bir düzenlemeye tabi tutulmuştur. Gerçekten de, TMK. m. 26 ve 27 özel olarak adın korunmasına ayrılmış hükümlerdir. Ad, ön ad ve soyadından meydana gelir. Herkesin bir adının olması gerekir, bu kişilere yüklenmiş yasal bir yükümlülüktür. Bunun dışında takma ad, lâkap, ticaret unvanı, işletme adı gibi adlar da geniş anlamda ad kavramı içinde yer alır.

S

Öz ad nedir? 

Ad, aynı aileye mensup olan kişileri birbirinden ayırmaya yarayan bir kelimedir. Çocuğun adını ana ve babası birlikte koyarlar (TMK. m. 339/V). Ad doğum anında değil, sonradan nüfus memurluğu- na yapılan beyan ile kazanılır.