Suçun Özel Görünüş Şekilleri (Teşebbüs – İştirak – İçtima)
Suça teşebbüs ne demektir?
Suç, bir süreç içinde işlenmekte olup buna suç yolu (iter criminis) adı verilir. Fail, bu süreçte önce hazırlık hareketlerini, daha sonra icra hareketlerini gerçekleştirir. Suçun kanuni tarifinde bir unsur olarak neticeye de yer verilmişse, fiil icra edildikten sonra bu netice de gerçekleşmelidir ki, süreç tamamlanmış olsun. Sözgelimi, A, B’yi öldürmeyi düşünür ve bu düşüncesini hayata geçirmek için önce bir plan yapar; fiilin icrası için gerekli gördüğü silah ve mermiyi temin eder; daha sonra B’nin geçeceği yol üzerinde pusu kurar ve nihayet B yoldan geçerken silahını ateşleyerek onu öldürür. İşte Fiilin icrasına başlanmış olmakla birlikte, icra hareketleri tamamlanamamış yahut fiilin icrası tamamlanmakla beraber tipik netice gerçekleşmemiş olabilir. Böyle bir durumda, suçun yasal tanımında yer alan tüm maddi unsurlar gerçekleşmediği için, sürecin tamamlandığından söz edilemez. İşte sürecin tamamlanmadığı, bir başka ifade ile failin suç yolunda daha fazla ilerleyemediği durumlarda, suç teşebbüs aşamasında kalır.
Suça teşebbüs Türk Ceza Kanununda ne şekilde düzenlenmiştir?
Suçun teşebbüs aşamasında kalması hâlinde, cezalandırmaya imkân veren yasal bir düzenleme bulunmadıkça, failin teşebbüs aşamasında kalan suçtan sorumlu tutularak cezalandırılması mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda suçun kanuni tarifinde yer alan maddi unsurların tümü gerçekleşmediği için, “tipiklik”ten söz edilemez. Fakat fail, suç yoluna girmiş, fiilin icrasına başlamakla norm ile korunan hukuki menfaati tanımadığı yönündeki iradesini ortaya koymuş, suç yolunda katettiği mesafeye göre suçun konusunu zarara uğratmış veya tehlikeye maruz bırakmıştır. Bu nedenle fiilin icrasının tamamlanamadığı yahut tamamlanmakla birlikte tipik neticenin gerçekleşmediği durumlarda, suçun yasal tanımında yer alan tüm maddi unsurların gerçekleşmediği gerekçesi ile failin cezalandırılmasından vazgeçilemez. İşte TCK’nın 35. maddesinde “(1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur. (2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.” şeklinde bir hükümle suça teşebbüs düzenlenerek suçun tamamlanamadığı durumlarda da failin cezalandırılmasına imkân tanınmıştır. Bu itibarla teşebbüse ilişkin hükümler, cezalandırılabilirliğin alanını genişletici nitelik taşırlar.
Türk Ceza Kanununda yer alan suça teşebbüse ilişkin hükümler somut olayda tek başına uygulanabilir mi?
Teşebbüse ilişkin hükümler, somut olayda tek başına uygulanamazlar. Öncelikle failin girdiği suç yolunun hangi suça ilişkin olduğu tespit edilmelidir ki, bu suçun teşebbüs aşamasında kaldığından söz edilebilsin. Bu itibarla teşebbüse ilişkin hükümler, ancak ilgili suçun tanımlandığı kanun hükmü ile birlikte uygulanabilirler. Bu yönüyle teşebbüse ilişkin hükümler yardımcı norm niteliği taşırlar.
Suça teşebbüsün şartları nelerdir?
Suça teşebbüsten söz edebilmek için aranan dört şart vardır (m. 35, f. 1): • Kasten işlenen bir suçun varlığı, • İcra hareketlerinin başlamış olması, • Fiilin elverişli olması• Failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması veya neticenin gerçekleşmemesi.
Suça teşebbüsün şartlarından biri olan icra hareketlerinin başlamış olması şartı ne demektir?
Suça teşebbüs için aranan ikinci koşul, fiilin icrasına başlanmış olmasıdır. Teşebbüse ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi için failin, işlemeyi kastettiği suça ilişkin fiilin icrasına başlamış olması gerekir. Failin suç yolunda gerçekleştirdiği davranış, fiile ilişkin icra hareketi niteliği taşımalıdır. Hazırlık hareketleri, kural olarak cezalandırılmaz. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. Birinci istisna: Hazırlık hareketleri, bağımsız bir başka suçun oluşumuna sebebiyet veriyorsa fail bu suçtan da sorumludur. Örneğin, kasten öldürme suçunun işlenmesi için, silah temini hazırlık hareketi niteliğindedir. Ancak, fail, bu silahı çalmak suretiyle temin etmiş ise ayrıca hırsızlık suçundan da sorumludur. İkinci istisna: Hazırlık hareketi niteliği taşıyan bir hareketle, bir başkasının işlediği suçun icrasına yardım eden (şerik) olarak iştirak etmek mümkündür. Örneğin, kasten öldürme suçunun işlenmesinde faile silah temin eden kişi, hazırlık hareketi niteliği taşıyan bu davranışı ile kasten öldürme suçunun işlenmesine yardım eden sıfatı ile iştirak etmiştir. Üçüncü istisna: TCK’da tanımlanan bazı suçlarda, hazırlık hareketleri dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırılmayı gerektirmektedir. Örneğin, çocuklara yönelik fuhuş suçunun hazırlık hareketleri dahi, bu suç tamamlanmış gibi cezalandırılmaktadır (m. 227, f. 1).
Suça teşebbüste gerçekleştirilen davranışın hazırlık hareketi mi, yoksa icra hareketi mi olduğunun belirlenmesinde sübjektif ölçüt mü yoksa objektif ölçüt mü esas alınmaktadır?
Gerçekleştirilen davranışın hazırlık hareketi mi, yoksa icra hareketi mi olduğunun belirlenmesinde, “failin kastının şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkması” şeklindeki subjektif ölçüt kullanılamaz. Çünkü hazırlık hareketleri aşamasında da failin kastı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkabilir. Örneğin, İstanbul’a gitmekte olan şehirler arası yolcu otobüsünde yapılan aramada A, üzerinde bir silah ve B’ye ait bilgilerin yer aldığı not defteri ile yakalanır. Yapılan araştırmada, A ile B’nin aileleri arasında kan davası bulunduğu ve B’nin daha önce A’nın kardeşini öldürmekten mahkûm olduğu tespit edilir. A, ifadesinde intikam için B’yi öldürmek istediğini, bu amaçla silah temin edip yola çıktığını söyler. Burada, A’nın B’yi öldürmeye yönelik kastı şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte tespit edilmiş olmasına rağmen, yakalanma anına kadar gerçekleştirmiş olduğu davranışları hazırlık hareketi niteliğindedir. Dolayısıyla A’nın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan sorumlu tutularak cezalandırılması mümkün değildir. Bu itibarla sadece kastın belirlenmesi, suça teşebbüsten sorumlu tutulmak için yeterli değildir; belirli bir suçun işlenmesine yönelik kastla gerçekleştirilen davranışların, aynı zamanda o suça ilişkin icra hareketi niteliği taşıması gerekir. Hazırlık hareketi-icra hareketi ayrımında objektif ölçüt kullanılarak şöyle bir yol izlenmelidir: Şayet gerçekleştirilen hareket suçun yasal tanımında unsur ya da nitelikli unsur olarak yer alıyor ise icra hareketidir. Örneğin, yağma suçunda (m. 148) mal henüz alınmamış olmakla birlikte cebir veya tehdit kullanılmış ise icra hareketleri başlamıştır. Buna karşılık, suç serbest hareketli ise, yani suçun kanuni tarifinde bu suçun hangi hareketlerle işlenebileceği gösterilmemiş ise tipik neticenin gerçekleşmesinde belirleyici rol oynayan, işlenmek istenen suç tipiyle belirli bir yakınlık ve doğrudan bağlantı içindeki hareketlerin gerçekleştirilmesiyle birlikte suçun icrasına başlandığını kabul etmek gerekir. Örneğin, kasten öldürme suçunun işlenmesi için silahın mağdura doğrultulması icra hareketi niteliğindedir. Buna karşılık, öldürmek için zehir satın alınması kasten öldürme suçunun hazırlık hareketidir.
Elverişsiz teşebbüs ile işlenemez suç arasındaki fark nedir?
Fiilin elverişsizliği ve suçun konusunun yokluğu birbirine karıştırılmamalıdır. Suç konusu açısından elverişsizlikten değil, “yokluk”tan söz edilebilir. Olay anına göre yapılan değerlendirmede tarafsız bir gözlemcinin bilgi ve öngörüsü esas alındığında, fail tarafından icra edilen fiilin olağan hayat koşullarında suçun yasal tanımında yer alan neticeyi gerçekleştirmeye uygun olmadığı sonucuna varılıyor ise fiil elverişsizdir ve teşebbüsten söz edilemez. Örneğin, öldürmek kastıyla silahın etki mesafesi dışında bir uzaklıktan mağdura ateş edilmesi hâlinde, her ne kadar kullanılan silah soyut olarak değerlendirildiğinde öldürme suçu açısından elverişli bir araç ise de; failin icra ettiği fiil, somut olayın koşullarında ölüm neticesinin meydana gelmesi bakımından elverişli değildir. Fiilin, somut olayın koşullarında suçun yasal tanımında yer alan neticeyi meydana getirme açısından “elverişlilik” niteliğini taşımadığı bu gibi hâllerde elverişsiz teşebbüsten söz edilir ve fail işlemeyi kastettiği suça teşebbüsten dolayı sorumlu tutulmaz. Bununla birlikte, o ana kadar gerçekleştirilen davranışlar bağımsız başka bir suçun oluşumuna sebebiyet veriyor ise, fail sadece o suçtan sorumlu tutulur. Verilen örnekte, fail teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan sorumlu tutulamayacak ise de; tehdit suçundan, yine taşıdığı silahın ruhsatsız olması durumunda ruhsatsız silah taşıma suçundan sorumludur. İşlenmek istenen suç bakımından konu mevcut değil ise ortada işlenemez suç vardır. Örneğin, failin öldürmek kastı ile ateş ettiği kişi, daha önce bir başka sebeple ölmüştür. Fail, başkasına ait olduğu düşüncesi ile gerçekte kendisine ait olan malı çalmıştır. Gerçekte hamile olmayan bir kadın üzerinde, çocuk düşürtmeye yönelik faaliyetlerde bulunulmuştur. Verilen örneklerde, suçun konusunun mevcut olmaması nedeniyle işlenemez suç söz konusudur. Suçun konusunun yokluğu nedeniyle suçun maddi unsurlarından biri gerçekleşmediğinden, failin bu suçlardan sorumlu tutulması mümkün değildir. Fakat gerçekleştirilen davranışlar bağımsız başka bir suçun oluşumuna sebebiyet veriyor ise, failin sadece o suçtan sorumlu tutulması yoluna gidilir.
Suça teşebbüs ile teşebbüs suçu arasındaki fark nedir?
Belirli bir neticenin gerçekleşmesine yönelik teşebbüs niteliğindeki hareketler kanunda suç olarak tanımlanmış olabilir. Bu tür suçlara “teşebbüs suçu” adı verilir. Örneğin, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs (m. 309, f. 1) bu nitelikte bir suçtur. Teşebbüs hareketlerinin bağımsız bir suç tipi olarak düzenlendiği bu tür suçlara teşebbüs mümkün değildir. Bazı suçlarda ise icra hareketlerinin belli bir aşamaya varması, suç tamamlanmış olmasa bile tamamlanmış suç gibi cezalandırılmayı gerektirmektedir. Örneğin, Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmesi (m. 310, f. 1), rüşvet anlaşmasının yapılması (m. 252, f. 1, c. 3), uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin satışa arzı (m. 188, f. 3) durumlarında suç henüz tamamlanmış değildir. Fakat fail hakkında ilgili suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
Gönüllü vazgeçme ne demektir?
Gönüllü vazgeçme, failin kendi isteği ile icra hareketlerine devam etmemesi veya icra hareketlerini tamamladıktan sonra etkin çaba göstererek neticenin meydana gelmesini önlemesidir. Vazgeçmenin, teşebbüsten dolayı ceza sorumluluğunu ortadan kaldırması “gönüllü” olmasına bağlıdır. Vazgeçmenin gönüllü olması, failin suç yolunda daha fazla ilerleme imkânı varken, kendi serbest iradesi ile suçu tamamlamamasıdır. Örneğin, hırsızlık amacıyla eve giren failin, ev sahibinin uyanarak bağırması üzerine yakalanma korkusuyla kaçması hâlinde gönüllü vazgeçmeden söz edilemez; fail, teşebbüs aşamasında kalan hırsızlık suçundan sorumlu tutulur. Buna karşılık fail, hırsızlık amacıyla eve girdikten sonra evde yaşayan kişinin yatalak bir hasta olduğunu fark edip onun bu durumuna üzülerek hiçbir şey almadan çıkarsa vazgeçme gönüllüdür. Gönüllü vazgeçen fail, işlemeyi kastettiği ve icrasına başladığı suçtan sorumlu tutulmaz. Fakat vazgeçme anına kadar gerçekleştirilen hareketler, bağımsız başka bir suçun oluşumuna sebebiyet veriyorsa, fail sadece bu suçtan sorumlu tutulur. Örneğin, öldürme kastı ile silahını ateşleyen failin, mağduru yaraladıktan sonra kendi iradesi ile hastaneye götürmesi ve kurtulmasını sağlaması hâlinde, fail teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan değil, sadece kasten yaralama suçundan sorumlu tutulur. Benzer şekilde, hırsızlık amacıyla konuta giren failin gönüllü vazgeçerek hiçbir şey almadan çıkması hâlinde, teşebbüs aşamasında kalan hırsızlık suçundan değil, sadece konut dokunulmazlığını ihlal suçundan sorumlu tutulması yoluna gidilir.
Gönüllü vazgeçme ile etkin pişmanlık arasındaki fark nedir?
Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanıncaya kadar mümkündür. Suç tüm unsurlarıyla tamamlandıktan sonra, failin iradi olarak suçun etkilerini telafi etmeye yönelik davranışları, “etkin pişmanlık” kapsamında ele alınır. Etkin pişmanlık, TCK’da genel hükümler arasında, ceza sorumluluğunu etkileyen bir hâl olarak düzenlenmiş değildir. Bununla birlikte, özel kısımda bazı suç tipleriyle bağlantılı olarak etkin pişmanlığa ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (m. 93, 110, 168, 184/5, 192, 201, 221, 248, 254, 269, 274, 281/3, 282/5, 289/2, 293, 297/4, 316/2). Etkin pişmanlık, ilgili suç tipi bakımından düzenleniş şekline göre, ya ceza sorumluluğunu tamamen kaldırmakta ya da ceza sorumluluğunu azaltan bir etki göstermektedir. Bu yönüyle etkin pişmanlık cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebep niteliğini taşımaktadır.
Çok failli suç ne demektir? Çeşitleri nelerdir?
Bazı suçlar kanuni tariflerine göre ancak birden fazla kişinin katılımıyla işlenebilirler. İşlenebilmesi için birden fazla kişinin katılımının gerekli olduğu bu tür suçlara “çok failli suçlar” adı verilir. Çok failli suçlar, yakınsama suçları ve karşılaşma suçları olmak üzere iki grupta incelenebilir. Yakınsama suçlarında, suçun işlenişine katılan kişiler ortak bir amacın gerçekleşmesini hedefleyerek aynı yönde hareket etmektedirler. Örneğin, suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçunun oluşumu için en az üç kişinin bu amaç için bir araya gelmesi gerekir (m. 220, f. 1). İki kişinin suç işlemek amacıyla bir araya gelmesi hâlinde, bu suç oluşmaz; sadece işlenmesi amaçlanan suç bakımından, icra hareketlerine başlanması hâlinde iştirak ilişkisinden söz edilebilir. Benzer şekilde, kamu görevinin terki veya yapılmaması suçunun oluşumu için en az dört kişinin bu amaç için bir araya gelmesi gerekmektedir (m. 260, f. 1). Hükümlü veya tutukluların ayaklanması suçunun oluşumu için de en az dört hükümlünün bir araya gelerek ayaklanması aranmıştır (m. 296, f. 1). Karşılaşma suçlarında ise, suçun işlenişine katılan kişiler aynı amacın gerçekleşmesini hedefleyerek farklı yönlerden hareket etmektedirler. Suçun işlenişine katılanlar farklı yönlerden hareket ettikleri için katkıları da birbirinden farklılık göstermektedir. Örneğin, rüşvet suçunda biri rüşvet veren diğeri rüşvet alan olmak üzere en az iki kişinin varlığı gerekir (m. 252).
Failliğin şerikliğe nazaran önceliği ilkesi ne demektir?
Bir suç ortağı, suçun icrasına hem fail hem de şerik olarak katılabilir. Örneğin, birlikte suç işleme kararına dayanarak A ve B, A’nın daha önce temin etmiş olduğu silahlarla C’ye ateş ederek ölümüne sebebiyet verirler. A, bir taraftan B ile birlikte müşterek fail iken; diğer taraftan silah temin etmiş olması nedeniyle yardım edendir. Böyle bir durumda “failliğin şerikliğe nazaran önceliği” ilkesi gereği A, sadece fail olarak sorumlu tutulur; ayrıca yardım eden olarak cezalandırılmaz. Failliğe ilişkin norm, şerikliğe ilişkin norma nazaran asli normdur ve öncelikle uygulanması gerekir. Şerikliğe ilişkin norm ise, yardımcı norm sıfatıyla geriye çekilir. Benzer şekilde, bir suç ortağı hem azmettiren hem de yardım eden sıfatını taşıyorsa, sadece azmettiren sıfatıyla sorumlu tutulur. Azmettirmeye ilişkin norm, yardım etmeye ilişkin norma nazaran asli normdur ve öncelikle uygulanması gerekir.
Müşterek faillik ne demektir?
Birlikte suç işleme kararına bağlı olarak suçun icra hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesi ve haksızlık teşkil eden fiilin icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurulması hâlinde, müşterek faillikten söz edilir (m. 37, f. 1). Diğer bir ifadeyle müşterek faillik, birlikte suç işleme kararına bağlı olarak suçun icrasına ilişkin iş bölümü esasına dayalı ortak katılım sonucunda fiil üzerinde fonksiyonel hâkimiyet kurulmasını gerekli kılar. Örneğin, bir banka soygunu sırasında A silahıyla bankadakileri etkisiz hâle getirirken; B kasadaki paraları alır (m. 148). Bu örnekte, A ve B’nin suçun işlenişine yaptıkları katkı farklı nitelikte olup birbirini tamamlar özellik arz etmektedir. Suç ortaklarının, suç planının başarıya ulaşma ihtimalini artırmak için aynı nitelikteki hareketleri gerçekleştirmeleri de mümkündür. Örneğin, A, B ve C’nin öldürme kastıyla mağdurun üzerine aynı anda ateş etmeleri hâlinde, hepsi kasten öldürme suçundan müşterek fail sıfatıyla sorumludur. Burada, mağdurun kimin silahından çıkan kurşunla öldüğünün bir önemi yoktur. Buna göre, A’nın silahından çıkan kurşunun mağdura hiç isabet etmemesi, B’nin silahından çıkan kurşunun sadece koluna isabet etmesi, C’nin silahından çıkan kurşunun ise başına isabet ederek ölümüne sebebiyet vermesi hâlinde, A, B ve C birlikte suç işleme kararına dayalı olarak fiilin işlenişi üzerinde müşterek hâkimiyet tesis ettikleri için tamamlanmış kasten öldürme suçundan müşterek fail olarak sorumlu tutulurlar. Burada, A ve B bakımından teşebbüs hükümlerinin uygulanması söz konusu değildir.
Dolaylı faillik ne demektir?
Suç, bir başka kişinin vasıta olarak kullanılması suretiyle de işlenebilir (m. 37, f. 2). Bu durumda, arka plandaki şahıs, suçun icra hareketlerini gerçekleştiren şahıs ve onun hareketi üzerinde üstün hâkimiyet kurmak suretiyle “dolaylı fail” sıfatını alır. Söz konusu hâkimiyet, farklı şekillerde kurulabilir. İlk olarak, arka plandaki şahıs, fiili icra eden üzerinde cebir veya tehdit uygulamak suretiyle onu suç işlemeye zorlarsa dolaylı fail olarak sorumlu tutulur. Arka plandaki şahsın, suçun icra hareketlerini gerçekleştiren şahıs ve onun hareketi üzerinde hâkimiyet kurmasını sağlayan bir diğer hâl, ön plandaki şahsın yanılgı içinde olmasıdır. Örneğin, A, çalılıkların arkasında hasmı B’nin bulunduğunu görür ve elinde tüfek bulunan C’ye çalılıkların arkasında tavşan bulunduğunu söyleyerek ondan ateş etmesini ister. B, uzağı iyi göremeyen C’nin ateş etmesi sonucunda ölür. Burada A, C’yi yanılgıya düşürerek onun iradesi üzerinde hâkimiyet kurmuştur ve kasten öldürme suçundan dolaylı fail sıfatı ile sorumludur. C bakımından, suçun maddi unsurlarında yanılgı söz konusudur ve kastı yoktur. Ancak taksirli fiilden dolayı sorumluluğu saklıdır (m. 30, f. 1). Dolaylı failliğin bir diğer görünüm şekli ise, kusur yeteneği bulunmayan kişilerin suçun işlenmesinde araç olarak kullanılmasıdır.
Bağlılık kuralını açıklayınız.
Fail, fiil üzerinde hâkimiyet kurarak suçun konusuyla doğrudan temas hâlinde iken; şerik için böyle bir doğrudan temas söz konusu değildir. Şerik, ancak faille olan şahsi bağlantısı nedeniyle ve bağlılık kuralı aracılığıyla işlenen suçtan sorumlu tutulmaktadır. Bağlılık kuralının gereği olarak, azmettiren ya da yardım edenin iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmesi için kasten ve hukuka aykırı bir fiilin varlığı yeterlidir. Başka bir ifadeyle, failin somut olayda kasten hareket etmesi ve işlemiş olduğu fiilin hukuka aykırı olması gerekli ve yeterlidir. Failin, bu fiil nedeniyle ayrıca kusurlu addedilmesine gerek yoktur. Yine, bağlılık kuralının gereği olarak, fiilin icrasına başlanmış olması ve suçun en azından teşebbüs aşamasına vardırılmış olması gerekmektedir (m. 40 f. 3).
Nitelik ve nicelik yönünden sınır aşımı kavramını örneklerle açıklayınız.
Azmettirilen kişi, bazı hâllerde sınırı aşabilir. İlk olarak, azmettirilen kişi tamamen farklı bir suç tipini işleyebilir (nitelik yönünden sınır aşımı). Örneğin, hırsızlık suçuna azmettirilen failin, aynı zamanda ev sahibine karşı cinsel saldırı suçunu işlemesi durumunda, azmettiren sadece hırsızlık suçundan sorumlu olur. Ayrıca cinsel saldırı suçundan sorumlu tutulmaz. İkinci olarak azmettirilen kişi istenenden daha fazlasını gerçekleştirmiş olabilir (nicelik yönünden sınır aşımı). Örneğin, kasten yaralamanın temel şekline azmettirilen fail, mağduru gereğinden fazla döverek bitkisel hayata girmesine sebebiyet verebilir. Böyle bir durumda, fail, neticesi sebebiyle ağırlaşan kasten yaralama suçundan (m. 87) sorumlu tutulurken; azmettiren kasten yaralama suçunun temel şeklinden (m. 86) sorumlu tutulur. Ancak somut olayın özelliğine göre, suçun neticesi sebebiyle ağırlaşmış şekli bakımından olası kast veya taksirinin varlığı halinde azmettirenin sorumluluğu söz konusu olabilecektir.
Akim kalmış azmettirme kavramını açıklayınız.
Azmettirenin sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için azmettirilen kişinin en azından fiilin icrasına başlamış olması gerekir. Azmettirmeye rağmen, azmettirilen kişi fiilin icrasına hiç başlamamış ise “akim (neticesiz, sonuçsuz) kalmış azmettirme”den söz edilir. Böyle bir durumda, azmettirenin cezalandırılacağına dair kanunda genel bir hüküm bulunmamaktadır.
Gerçek içtima kuralı ne demektir?
Ceza hukukunda “kaç tane fiil varsa o kadar suç, kaç tane suç varsa o kadar ceza vardır” kuralı geçerlidir. İşlenen her bir suçtan ayrı cezaya hükmedilir ve her bir ceza bağımsızlığını korur (gerçek içtima). TCK’da gerçek içtima kuralı benimsenmiş, fakat suçların içtimaına ilişkin hükümlere yer verilmek suretiyle bu kurala bazı istisnalar getirilmiştir. Suçların içtimaı kapsamında; bileşik suç (m. 42), zincirleme suç (m. 43, f. 1), aynı nev’iden fikri içtima (m. 43, f. 2) ve farklı nev’iden fikri içtima (m. 44) hükümlerine yer verilmiştir. Belirtmek gerekir ki, amaç suç-araç suç ilişkisinin söz konusu olduğu hallerde gerçek içtima kuralı uygulanır. Örneğin, rüşvet, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak belli bir işi yapması ya da yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde menfaat temin etmesidir (m. 252). Rüşvet suçunun oluşabilmesi için amaçlanan şeyin yapılmasına ya da yapılmamasına gerek yoktur. Fakat amaçlanan şeyin yapılması ya da yapılmaması, bağımsız bir suçun oluşmasına sebebiyet veriyorsa kamu görevlisi hem rüşvet suçundan hem de bu suçtan dolayı ayrı ayrı cezalandırılır. Örneğin, bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenen kamu görevlisi, aldığı rüşvet karşılığında yetkili makamlara bildirimde bulunmaz ise hem rüşvet suçundan (m. 252) hem de kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçundan (m. 279) ayrı ayrı sorumlu tutulur. Bu örnekte, rüşvet suçu araç suç, suçun bildirilmemesi ise amaç suçtur. Amaç suç-araç suç ilişkisi söz konusu olduğu için, gerçek içtima kuralı uygulanır.
Zincirleme suç kavramını örneklerle açıklayınız.
TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında zincirleme suç (müteselsil suç) “bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Zincirleme suçtan söz edilebilmesi için birden çok fiilin bulunması, bu fiillerin her birinin değişik zamanlarda işlenmesi ve aynı suçu oluşturması, ayrıca bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmesi ve mağdurun aynı kişi olması gerekir. Örneğin, fail, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında aynı kişinin evine farklı günlerde girerek değerli eşyaları alırsa ortada birden fazla fiil ve birden fazla hırsızlık suçu vardır. Şayet kanunda zincirleme suça ilişkin hüküm bulunmasa idi gerçek içtima kuralı uygulanacaktı. Başka bir ifadeyle, her bir hırsızlık suçundan dolayı faile ayrı ceza verilecek ve verilen cezalar toplanacaktı. Fakat hırsızlık suçları aynı suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmiştir ve mağdur aynı kişidir. Bu nedenle faile tek ceza verilmesi, ancak verilen cezada dörtte birden dörtte üçe kadar artırım yapılması yolu tercih edilmiştir. Suçun temel şekli ile daha ağır cezayı gerektiren nitelikli şeklinin zincirleme şekilde işlenmesi hâlinde, üzerinde artırım yapılması gereken ceza, suçun nitelikli şekline göre belirlenen cezadır. Aynı suç işleme kararı çerçevesinde icra edilse bile, işlenen fiillerin her birinin örneğin hırsızlık, yağma, dolandırıcılık gibi farklı suç tiplerine sebebiyet vermesi halinde artık zincirleme suçun varlığından söz edilemez ve gerçek içtima kuralının uygulanması gerekir. Aynı suç işleme kararı çerçevesinde işlenmiş olsa dahi suçların mağdurunun farklı kişiler olması hâlinde, zincirleme suçtan söz edilemez. Mağdur farklı kişiler ise, gerçek içtima kuralı uygulanır. Ancak bazı suçlarda mağdur, belirli bir kişi olmayıp toplumu oluşturan herkestir. Toplumu oluşturan herkesin mağdur olduğu suçlarda, diğer koşulların da bulunması durumunda zincirleme suça ilişkin hüküm uygulanır (m. 43, f. 1). Örneğin, rüşvet (m. 252), çevrenin kasten kirletilmesi (m. 181) suçlarının aynı suç işleme kararıyla birden çok işlenmesi hâlinde, zincirleme suça ilişkin hüküm uygulanır. Ayrıca aynı suç işleme kararı kapsamında aynı kişiye karşı birden fazla defa işlenmiş olsa bile kasten öldürme, kasten yaralama, yağma ve işkence suçlarında zincirleme suça ilişkin hüküm uygulanmaz (istisna hükmü, m. 43, f. 3). Burada, gerçek içtima kuralı uygulanarak fail, işlediği suç sayısınca cezalandırılır.
Fikri içtima kavramını ve fikri içtima türlerini örneklerle açıklayınız.
Fikri içtima, bir (aynı) fiille aynı anda farklı suçların işlenmesi veya aynı suçun birden fazla defa işlenmesidir. Fikri içtimaın iki koşulu bulunmaktadır: Fiilin tek ve aynı olması, tek ve aynı fiille birden fazla suçun işlenmesi. İşlenen birden fazla suç aynı olabileceği gibi, farklı da olabilir. Suçların aynı olması hâlinde, aynı nev’iden fikri içtimadan; farklı olması hâlinde ise farklı nev’iden fikri içtimadan söz edilir. Tek fiille aynı suçun birden fazla kişiye karşı işlendiği hâllerde, aynı nev’iden fikri içtima söz konusudur. Örneğin, tek sözle birden fazla kişiye hakaret edilmesi yahut birden fazla kişinin tehdit edilmesi, tek fiille birden fazla kişinin hürriyetinden yoksun kılınması gibi. Tek fiille birden fazla kişiye karşı işlenen kasten öldürme, kasten yaralama, yağma ve işkence suçlarında aynı nev’iden fikri içtima hükmü uygulanmaz (m. 43, f. 3). Burada, gerçek içtima kuralı uygulanarak fail işlediği suç sayısınca cezalandırılır.
Bir fiil birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veriyorsa, farklı nev’iden fikri içtimadan söz edilir. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin dışında kalan suçlar farklı suçlardır. Buna göre, farklı suç ilekastedilen farklı suç tipleridir. Bu suçların aynı yahut farklı kanunlarda düzenlenmiş olmaları, farklı nitelik taşımaları bakımından önem arz etmez. Örneğin, bir kimsenin otomobiline sprey boyayla tahkir edici sözler yazılması hâlinde tek fiille hem hakaret (m. 125) hem de mala zarar verme suçu (m. 151) işlenmektedir. Farklı nev’iden fikri içtimada, fail, tek fiilin sebebiyet verdiği her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaz. Fail, sadece en ağır cezayı gerektiren suçtan sorumlu tutulur (erime sistemi).
TCK sisteminde, hedefte sapma ile ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Hedefte sapma, aynı nev’iden veya farklı nev’iden fikri içtima kapsamında ele alınmaktadır.