Kusurluluk
Failin somut olayda davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olması gerekliliği ne ile açıklanabilir?
Failin, işlediği fiilden dolayı kusurlu addedilebilmesi için sadece algılama yeteneğine sahip olması yeterli değildir; ayrıca somut olayda davranışlarını yönlendirme yeteneğine sahip olması şarttır
Failin, suç teşkil eden bir eyleminden dolayı, cezalandırılabilmesi için işlenen fiilin suç olması yeterlimidir ?
Failin kasten veya taksirle gerçekleştirdiği haksızlıktan dolayı ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, ceza sorumluluğunun temelini oluşturmaktadır. Kusur, gerçekleştirdiği haksızlık nedeni ile “irade oluşumu” temelinde fail hakkında bulunulan kınama yargısıdır.
Kusur yeteneğini başlıca kaç unsurdan oluşur?
Kusur yeteneği iki unsurdan oluşmaktadır: Algılama (idrak) yeteneği ve irade yeteneği.
Kusur yeteneğinin gelişimi ve yaş arasındaki ilişkiyi açıklayınız ?
İnsanın fiziki gelişimiyle beraber, toplumda hâkim olan değer yargılarını, davranış normlarının anlam ve içeriğini idrak edebilme ve davranışlarını buna göre yönlendirebilme yeteneği de gelişmektedir. Yaş küçüklüğünün kusurluluk üzerindeki etkisini düzenleyen TCK’nın 31. maddesine göre yaş küçüklüğünün kusurluluk üzerindeki etkisi üç yaş kategorisi ile düzenlenmiştir.
(1) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur.. (2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur.(3) Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.
Sağır ve dilsiz bir kişinin işlediği suça ait kusurluluk ile yaş arasında nasıl bir bağlantı vardır?
İşitme yeteneğine doğuştan sahip olmayan veya küçük yaşta bu yeteneği tamamen yitiren kişinin algılama yeteneği yeterince gelişmez. Bu yönüyle, sağır ve dilsizlik kusur yeteneği üzerinde etkili bir nedendir.
TCK’nın 33. maddesine göre “(1) Bu kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.”
Failin akıl hastalığı ve işlemiş olduğu fiil arasındaki ilişkiyi açıklayınız ?
Akıl hastalığı, kişinin algılama ve irade yeteneğini etkileyen psikolojik bozukluktur. Akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Akıl hastalığının, kişinin kusurunu tamamen ortadan kaldırdığı Kabul edilmiştir.
Kişinin maruz kaldığı akıl hastalığı, işlemiş olduğu fiil açısından; a) Algılama yeteneğini ortadan kaldırabilir. b) Davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldırabilir. c) Davranışlarını yönlendirme yeteneğini önemli ölçüde azaltabilir. Bu durumda, kişiye ceza verilmez.
Failin alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olması ve ceza sorumluluğu arasında ki ilişkiyi açıklayınız ?
TCK’nın 34. maddesine göre “(1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. (2) İradi olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.”
Amiri tarafından verilen emrin hukuka aykırı olduğunu düşünen bir memur ne yapmalıdır?
Anayasaya göre kamu görevlileri görevlerini yerine getirirken amir tarafından verilen emri hukuka aykırı görürlerse bu emri yerine getirmez ve hukuka aykırılığı emri veren amire bildirirler. Fakat amir emrinde ısrar ederse ve emrini yazılı olarak yinelerse emir yerine getirilir. Bu hâlde, emri yerine getiren sorumlu olmaz; sorumluluk emri verene aittir (AY m. 137, f. 1). Emri yerine getiren memur, serbest iradeyle hareket etmediği için kusurlu addedilemez ve cezalandırılamaz. Fakat verilen emrin konusu suç teşkil ediyorsa emri yerine getiren kişi, içinde bulunduğu hiyerarşik yapı, emir-komuta zinciri, ast-üst ilişkisine dayanarak sorumluluktan kurtulamaz. Bu husus TCK’nın 24. maddesinin üçüncü fıkrasında “Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur” şeklinde düzenlenmiştir. Konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi hâlinde, emri veren azmettiren; yerine getiren ise fail olarak sorumlu tutulacaktır.
Kusurluluğu etkileyen faktörlerden zorunluluk halini açıklayınız ?
Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez..Zorunluluk hali, irade yeteneği üzerinde etkilidir. İrade yeteneği etkilendiği için kişiden başka türlü davranması beklenemez. Dolayısıyla, kişi kusurlu addedilerek cezalandırılamaz.
Heyecan, korku veya telaş kusurluluğu nasıl ekiler ?
Heyecan, korku veya telaş kusurluluğu ancak meşru savunmada etkiler. TCK’nın 27. maddesinin ikinci fıkrasına göre “Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.”
Haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kişiye l ceza verilirken neler dikkate alınır?
TCK’nın 29. maddesine göre “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”
12) Amir, Memur ilişkisi olmayan hangi durumda suç teşkil eden fiili işleyen değil suça azmettiren fail sayılır?
Cebir ve tehdidin etkisinde kalarak suç teşkil eden bir fiili işleyen kişinin irade yeteneği etkilenir ve kendisinden başka türlü davranması beklenemez. TCK’nın 28. maddesine göre “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.”
Kamu görevlisi, görevinin gereklerine aykırı hareket etmiş olmasına rağmen, kamunun zarara uğramasına veya bir kimsenin mağduriyetine sebebiyet vermemiş ya da bir başkası lehine haksız kazanç sağlamamış ise, görevi kötüye kullanma suçundan dolayı cezalandırılamaz. Bu açıklama ile anlatılmak istenen nedir?
Bu tanımlama Objektif cezalandırılabilme şartlarına bir örnek teşkil etmektedir. Objektif cezalandırılabilme şartları, suçun yapısal unsurlarının ve kusurluluğun dışında kalan ve failin cezalandırılabilmesi için aranan diğer şartlardır. Objektif cezalandırılabilme şartları gerçekleşmedikçe, suçun yapısal unsurları gerçekleşmiş olsa ve kusurlu addedilse dahi failin cezalandırılabilmesi mümkün olmayacaktır
Dedesinin evinden hrsızlık yapan kişi hırsızlık suçundan cezalandırılmayabilir. Bu durumu açıklayınız?
TCK’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında şahsi cezasızlık sebebi düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre “Yağma ve nitelikli yağma hariç, bu Bölümde yer alan suçların; a) Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin, b) Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın, c) Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin, Zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.” Örneğin A, zengin olan dedesinin evine gizlice girerek kasadaki paraları alır ise, hırsızlık suçunun unsurları gerçekleşmiş olmasına ve kusurlu addedilmesine rağmen cezalandırılamayacaktır.
Haksızlık yanılgısının kaçınılabilirliği için hangi koşullar gereklidir ?
Kaçınılabilirliğin özü, davranışın somut hukuka aykırılığının idrak edilebilir olmasıdır. Kaçınılabilir haksızlık yanılgısı içinde hareket eden fail kusurludur; çünkü davranışın somut hukuka aykırılığını idrak edebilme yeteneğini kullanmamış, böylece ihlal edilen normdan kaynaklanan yükümlülük çağrısını duyamamış ve haklı olan davranışla haksızlık arasında seçim yapma, yani davranışını hukuk düzeninin gereklerine göre belirleyebilme imkânını ortadan kaldırmıştır.
Kaçınılabilirlik, üç koşulun gerçekleşmesini gerekli kılmaktadır: Birincisi, fail bakımından davranışının hukuka aykırılığını idrak edebilme imkânı bulunmalıdır. İkincisi, failin fiilin icrası sırasında davranışının hukuk düzeni karşısındaki durumunu sorgulamasını, bunun üzerinde düşünmesini gerekli kılan somut bir vesile bulunmalıdır. Üçüncüsü ise, davranışının hukuka aykırılığını idrak etmesi için mevcut imkânları kullanması failden beklenebilir olmalıdır.
98
Sara hastası olan bir kişi işlediği bir suç için, ceza almamak adına akıl hastalığını öne süren bir kişiniin durumu nasıl değerlendirilmelidir ?
Akıl hastalığı fiilin işlendiği sırada var olmalıdır. Örneğin sara hastası olan bir kişi, sara nöbeti sırasında bir kimseyi yaraladığında kusur yeteneğinin bulunmadığı söylenebilir; fakat nöbet geçirmediği bir sırada yaraladığında bunun kusur yeteneği üzerinde etkisi yoktur.
- yüzyılın başlarına kadar hakim olan klasik ceza hukuku sisteminde kusur kavramı nasıl açıklanır?
Psikolojik kusur kavramı, 20. yüzyılın başlarına kadar hâkim olan klasik ceza hukuku sisteminde ortaya çıkmıştır. Bu kavram suçun yapısal unsuru olarak ele alan; kast ve taksiri ise birer kusurluluk şekli olarak görür. Klasik ceza hukuku sisteminde haksızlık ile kusur, suçun iç ve dış yapısını oluşturmaktadır. Kusursuz bir haksızlıktan söz edilemez. Haksızlığa ilişkin objektif nitelikteki unsurlar ve hukuka aykırılık suçun dış yapısına ait iken; subjektif nitelikteki unsurların oluşturduğu suçun iç yapısı ise “kusur” olarak isimlendirilmektedir. Failin iradesi nedensellik sürecini harekete geçirmekle beraber; iradenin içeriği, bir başka ifade ile failin bunu isteyip istemediği veya öngörüp öngörmediği önemli değildir.
Normatif kusur kavramını açıklayınız ?
Yirminci yüzyılın başlarından itibaren etkili olan normatif kusur kavramına göre, haksızlık sadece objektif unsurlarla belirlenemez. Haksızlığın bir de subjektif yönü bulunup, buna ilişkin unsurlar (kast-taksir) tipiklik kapsamında yer alırlar. Subjektif unsur olmaksızın münhasıran dış dünyada gerçekleşen olayın tipikliğinden söz edilemez.
Fail, işlediği bir suçtan yargılanırken, kendi ahlaki değerleri, dini inancı, siyasi görüşü, kısacası kendi kişisel değer yaklaşımına ve vicdanına göre davranışının haklı olduğu yönünde bir savunma yaparsa bunun hukuki karşılığı nedir ?
Failin, kendi ahlaki değerleri, dini inancı, siyasi görüşleri, kısacası kendi kişisel değer yaklaşımına ve vicdanına göre davranışının haklı olduğu yönündeki subjektif değerlendirmesinin haksızlık bilinci bakımından bir önemi yoktur. Burada, failin, davranışı yanlış veya doğru değerlendirmesi sorunu değil; ihlal edilen normun failin somut davranışını nasıl değerlendirdiği ve failin bu değerlendirmeyi aklen idrak edip etmediği, yani failin normun objektif değer içeriğini zihnen kavrayıp kavramadığı meselesi söz konusudur.
Alkol ve uyuşturucu madde bağımlısı bir kişi işlediği fiilin cezası için ilgili maddelerin etkisi altındaydım diye savunma yaparsa nasıl bir durum söz konusu olur?
TCK’nın 34. maddesinin birinci fıkrasına göre, iradesi dışında kullandığı alkol veya uyuşturucu maddenin etkisiyle algılama yeteneği tamamen ortadan kalkan veya davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli ölçüde azalan kişi, kusurlu addedilemeyecek ve cezalandırılamayacaktır. Ancak örnek verilen olaydaki bağımlı, belli bir suçu işlemek hususunda cesaret kazanmak için ya da herhangi bir suçu işlemeyi kastetmediği hâlde iradi olarak alkol veya uyuşturucu madde kullanmış olabilir. Bu iki ihtimalde, ihtiyari sarhoşluk söz konusudur. TCK’nın 34. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu durumda kişiyi işlemiş olduğu suçtan dolayı sorumlu tutmak gerekir. İsteyerek sarhoşluk hâli, kişinin kasten veya taksirle hareket etmesine engel değildir. Kusur yeteneğinin kasten veya taksirle ortadan kaldırılmasıyla, kusur yeteneğinin kalktığı sırada kasten veya taksirle suç işlenmesi birbirinden farklı hususlardır.