aofsorular.com
TAR224U

Türklerin İslâmiyet’e Giriş Döneminde Bilim ve Teknolojiye Etkileri

5. Ünite 83 Soru
S

Türkler İslâmiyet’le karşılaşmadan önce de hangi inanç sistemine inanıyorlardı?

İnanç sistemleri açısından ezeli, ebedi, yani sonsuz bir varlık olarak tasavvur ettikleri Gök Tanrı (Tengri) inancına ulaşmışlardı.

S

Türkler nasıl bir hayat biçimini kabullenmişlerdir?

Ayrıca Grek kültürüyle çeşitli kültür merkezlerinde karşılaşmaları dolayısıyla bilginin kutlu görüldüğü hem yöneticilerin hem de yönetilenlerin benimsediği bir hayat biçimini kabullenmişlerdi. Yöneticilerin adil ve bilgiye dayalı yönetme ahlakını benimsemelerine dayalı olarak, hâkimiyetleri altına aldıkları yerlerde yerel kültürleri de gözetecek şekilde gerek açmış oldukları bilim ve öğretim kurumları ve gerekse yetiştirmiş oldukları bilim insanları aracılığıyla bilimin gelişimine çok önemli hizmetlerde bulundukları bugün açıkça anlaşılmıştır.

S

Türklerin hangi madenleri işleyecek bilgi ve beceriye sahip olduklarını bilinmektedir?

Özellikle MÖ 2000’lerden itibaren maden kullanımında hem çeşit hem de nitelik açısından büyük bir artış sağlandığı görülmektedir. Bakır, kurşun ve demirin kullanıldığı uzun bir zaman dilimi Türklerin madenleri işleyecek bilgi ve beceriye sahip olduklarını göstermektedir. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanmaları ise Türk bilim ve teknik tarihinin erken dönemlerinden itibaren Türklerin daha köklü gelişmeleri gerçekleştirecek bilgi düzeyinde olduklarını göstermektedir

S

Türklerin kaç yılarında kısmen yerleşik toplum düzenine geçmeye başladıkları anlaşılmaktadır?

MÖ 2800 yılı sıralarında ise kısmen yerleşik toplum düzenine geçmeye başladıkları anlaşılmaktadır.

S

Türklerin, insan, doğa ve evren tasavvurları da gelişmiş bir düşünce dünyasına sahip olduklarını nerden anlıyoruz? 

Gökyüzündeki düzeni ve düzenliliği örnek alan bir bakış açısıyla Gökte ve Yerde olup bitenleri anlamaya dayalı bu tasavvur biçiminde, evrenin merkezinde Kutup Yıldızının, buna karşın Yeryüzünün merkezinde ise bilge yöneticinin, yani hakanın otağının bulunduğu varsayılmaktadır.

S

Orhun Yazıtları olarak tarihe kayıt düşülmüş bu yazıtların mimarları kimlerdir?

Orhun Yazıtları olarak tarihe kayıt düşülmüş bu yazıtların mimarları Göktürklerdir (MS 552-745).

S

Bumin Kağan, İlteriş Kağan ve Bilge Kağan zamanlarında olup bitenlerin anlatıldığı, aynı zamanda Göktürk Devleti’nin gücünün ve gelişmişliğinin yazıya geçirildiği yazıtların adı nedir?

Bumin Kağan, İlteriş Kağan ve Bilge Kağan zamanlarında olup bitenlerin anlatıldığı, aynı zamanda Göktürk Devleti’nin gücünün ve gelişmişliğinin yazıya geçirildiği bu yazıtlardan birincisi Kültigin Yazıtı adını taşımaktadır ve Bilge Kağan tarafından yaptırılmıştır. İkincisi Bilge Kağan Yazıtıdır ve oğlu tarafından yazdırılmıştır. Üçüncüsü ise bilge Tonyukuk tarafından yazdırılmış olan Tonyukuk Yazıtıdır.

S

Yazıtlar açıkça Göktürklerin yüksek bir devlet ve siyaset bilgisine sahip olduklarını nasıl anlıyoruz?

Yazıtlar açıkça Göktürklerin yüksek bir devlet ve siyaset bilgisine sahip olduklarını, hakanın halkına, halkın da hakanına karşı hak ve sorumluluklarının bulunduğu dile getirilmekte, yüksek ahlak ilkelerinin ne denli önemli olduğu vurgulanmaktadır. Yazıtlarda açıkça yüksek ahlak ve sorumluluk duygusu kaybedilmedikçe, bilgeliğe sırt çevrilmedikçe ve yönetimde daima becerisi ve yeteneği yüksek kişilerin, yani liyakat sahibi kimselerin olmaları gözetildikçe, bir devletin yok edilmesinin mümkün olmayacağı anlatılmaktadır

S

Koruyucu hekimliğin önemi kimler kavramıştır? 

Koruyucu hekimliğin önemi kavramış olan Göktürkler bitki ve hayvan kaynaklı iyileştirici çeşitli karışımlar geliştirmişler, koruyucu hekimliğin temel şartları olan sağlıklı beslenme, düzenli yaşama, ruh ve beden sağlığının korunmasını esas alan bir reçeteyi tavsiye etmişlerdir.

S

 Uygurlar  kentleşme konusunda nasıl  bir yaklaşım getirmişlerdir?

Uygurlar aynı zamanda kentleşme konusuna da yeni bir yaklaşım getirmiş, kentleri kalın duvarlarla çevrelemiş, su kanalları, su kemerleri, taş binalar ve büyük mabetler yapmışlardır.

S

Uygurlar sağlık bilgisi konusunda ileri düzeyde olduklarını nerden anlıyoruz?

Özellikle kızamık ve çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde aşı geliştirmeleri dikkat çekicidir.

S

Matbaa öncesi dönemin en gelişmiş baskı tekniği olan klişe baskının öncüleri kimlerdir?

Uygurlar 

S

Batı’nın karanlık bir döneme girdiği sıralarda, Doğu’da ne olmaktadır?

Doğu’da insanları bilmeye, araştırmaya ve sorgulamaya yönelten tutumuyla dikkatleri çeken İslâmiyet doğdu.

S

Adil olmanın ön koşulu nedir?

Bilgi başlı başına peşine düşülmesi gereken bir değer ve en büyük erdemdir. Adil olmanın ön koşulu bilgidir. Öyleyse bilgi bir kazanç aracı değil, salt bilgi olduğu için itibar edilmesi gereken bir değerdir.

S

Bilgelik Evi (Beyt el-Hikme) denilen bilginin koruyucusu olan bir kurumun oluşturulmasının nedeni nedir?

Bilgelik Evi (Beyt el-Hikme) denilen bilginin koruyucusu olan bir kurumun oluşturulduğu bu evrenin devamında ivme kazanan çeviri etkinliği nihayet Müslüman aydınların bu mirası özümsemesiyle birlikte daha yukarı bir düzeye, bilime özgün katkıların yapıldığı aşamaya taşındı.

S

Câbir İbn Hayyan kimdir?

Câbir İbn Hayyan Kimya konusunda yazdığı kitaplarla, hem kimya bilimin modern temellerinin atılmasına, hem geliştirdiği araçlarla ve deney teknikleriyle kimya teknolojisinin gelişmesine hem de buluşlarıyla kimya endüstrisinin doğmasına ön ayak olan Câbir İbn Hayyan (721-808) ilk büyük kimyacıdır. Madde konusuna sınıflandırılma yaklaşımıyla yeni bir anlayış getirmiş.

S

Câbir varlık ve madde anlayışının temelinde hangi filozofu örnek almıştır?

Câbir’in varlık ve madde anlayışının temelinde ünlü Grek filozofu Aristoteles’in dört öğe (toprak, su, hava ve ateş) ve bu öğelerin niteliklerini (kuru, ıslak, soğuk ve sıcak) dikkate alan kuramı bulunmaktadır.

S

Câbir’in kimya tarihine en önemli katkısı nedir?

Câbir’in kimya tarihine en önemli katkısı, minerallerin oluşumunu açıkladığı CıvaKükürt Kuramıdır. Buna göre madenler cıvadan oluşmuş ve kükürtle katılaşmıştır. Başka bir deyişle bütün madenler kükürt ve civanın farklı oranlarda birleşmesinden oluşur. Bu aynı zamanda madenlerin farklılığının da nedenidir. Bu birleşimin en yetkin hali altındır.

S

Câbir’in çalışmalarına zamanını aşan bir anlam veya değer yüklememek için de, dönemine egemen olan kimya çalışmalarının günümüz kimya çalışmalarından birçok açıdan bağdaşmayan nitelikler taşıdığını söyle bilirmiyiz?

Câbir’in çalışmalarına zamanını aşan bir anlam veya değer yüklememek için de, dönemine egemen olan kimya çalışmalarının günümüz kimya çalışmalarından birçok açıdan bağdaşmayan nitelikler taşıdığını da söylemek gerekir. İnsanı ölümsüz kılacağı düşünülen iksir yapımına yer vermesi bu durumun açık bir örneğidir.

S

Câbir tarafından kullanılan işlemlerin en önemlileri hangileridir?

Câbir tarafından kullanılan işlemlerin en önemlileri, buharlaştırma, damıtma ve kireçleştirmedir. Bunlar modern kimyanın da kullandığı kimya süreçleridir.

S

Câbir, mevcut bilgiler ışığında maddeleri kaça ayırmıştır?

Câbir, mevcut bilgiler ışığında maddeleri uçucu olanlar (ruhlar), metaller ve mineral olmayanlar olmak üzere üç gruba ayırmıştır. Bu sınıflandırmanın gözlem ve deney bilgisine dayandığına dikkat edilmelidir.

S

Câbir ilk kez kullanılan veya geliştirilen kimyasal işlemlerin hangilerini gerçekleştirmiştir?

Câbir ilk kez kullanılan veya geliştirilen kimyasal işlemlerin gerçekleştiricisidir. Kimyasal işlemlerde kullanılan birçok aletin mucididir ve çözücü akışkanlar olarak adlandırdığı nitrik, sülfürik ve hidroklorik asit gibi mineral kökenli asitleri keşfetmiştir. Yine boya sanayi, metallerin işlenmesini kolaylaştıran kimyasal uygulamalar, mevcut çok sayıda sıvının nasıl damıtılacağına ilişkin uygulamalı açıklamalarıyla kimya endüstrisine katkı yapmıştır. Özetlersek, Câbir kimya bilimine element görüşünün oluşmasına yardımcı olarak, deneysel çalışmalarda ölçü ve tartıyı esas alarak ve yeni aletler geliştirerek önemli katkılarda bulunmuştur.

S

Hârezmî kimdir?

Hârezmî Câbir İbn Hayyan’ın kimya alanına yaptığı katkılara benzer bir katkıyı matematik alanında gerçekleştiren bilim insanı ise Hârezmî’dir. Sıfır rakamını uygarlığa kazandıran Hârezmî, cebir, aritmetik ve coğrafya alanlarında olmak üzere üç temel eseriyle bilim tarihinde seçkin bir yer edinmiştir.

S

Harezmi'nin cebir konusundaki çalışmasının adı nedir?

Cebir konusundaki çalışması Kitâb el-Muhtasar fî Hisâb el-Cebr ve el-Mukâbele (Cebir ve Mukâbele Hesabı Hakkında Özet Kitap) adını taşır. Başlıkta yer alan cebir ifadesi, bir denklemdeki negatif terimin eşitliğin öbür tarafına alınarak pozitif yapılması, mukâbele sözcüğü de denklemde bulunan aynı cins terimlerin sadeleştirilmesi işlemini belirtmektedir. Hârezmî bu kitabında, birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözümleri, binom çarpımları, çeşitli cebir problemleri ve miras hesabı gibi konuları incelemiştir. Denklemler, ax² = bx, ax² = c, ax² + bx = c, ax² + c = bx, ax² = bx + c tipleri şeklinde sınıflandırılmış ve her birinin cebirsel ve geometrik çözümleri verilmiştir. Kitap cebir ve geometri arasında koşutluk kurulan ilk örnek olması bakımından önemlidir. 12. yüzyılda Latinceye çevrilen kitabın adındaki “el-cebr” kelimesi, “algebra” biçimine dönüştürülmüştür ve Batı dillerinde cebir kelimesinin kökeni bu sözcüktür. 

S

Hârezmî’nin aritmetik konusunda kaleme aldığı çalışmasının  adı nedir?

Hârezmî’nin aritmetik konusunda kaleme aldığı çalışması ise Hint Hesabı başlığını taşımaktadır. Arapça aslı kayıp olan kitabın başlığında yer alan Hint sözcüğü, on rakamlı konumsal Hint rakam sisteminin anlatımına yer verilmesinden dolayıdır. Hem batılı matematikçiler hem de doğulu matematikçiler bu kitapla harf rakam ve hesap sistemi yerine Hint rakam ve hesap sistemini kullanmayı öğrenmiştir. Aritmetiğin kalbi olan dört işlemin kolayca öğrenilmesini sağlamayı amaçlayan kitap bu amacını başarıyla gerçekleştirmiştir. Ek bir bilgi olarak hesap anlamına gelen Latince “algoritmus” sözünün de “el-Hârezmî” adından türetildiği hatırlanmalıdır. Ancak çok daha önemli olan ise dört işlemin yapılmasını kusursuz hale getiren sıfırın kullanılmasıdır. Hârezmî sıfır için “küçük yuvarlak” adlandırmasında bulunmuştur. Küçük yuvarlak işareti bugün dünya dillerinde kullanılmakta olan sıfır rakamıdır. 

S

Hârezmî, daha önce Sanskritçeden Arapçaya çevrilmiş olan Siddhanta adlı zici Ptolemaios’un Almagest’ini dikkate alarak düzenlemiş hangi tabloları eklemiştir?

Açı büyüklüklerini trigonometrik fonksiyonlarla ifade eden tablolar eklemiştir.

S

Hârezmî, hangi kitabı çevirerek Grek dönemi matematiksel coğrafya bilgilerinin İslâm dünyasına girmesini sağlamıştır?

Hârezmî, aynı zamanda Ptolemaios’un Coğrafya adlı kitabını da Kitâb Suret el-Ard (Yer’in Biçimi Hakkında) adıyla Arapçaya çevirmiş ve böylece Grek dönemi matematiksel coğrafya bilgilerinin İslâm dünyasına girmesini sağlamıştır. Bu yapıt, önemli yerlerin enlem ve boylamlarını bildiren çok sayıda tablo içermektedir. Bu tablolar incelendiğinde, Hârezmî’nin Ptolemaios gibi, Yer’i ekvatordan kuzeye doğru yedi iklime, yani yedi enlem bölgesine ayırdığı görülmektedir. Kitap çevrilmeden önce de bilinen yedi iklim sistemi, bu yapıttan sonra bütün Müslüman coğrafyacıları tarafından benimsenecek ve klasik dönem yapıtları bu sisteme göre düzenlenecektir. Kitapta dikkat çeken bir diğer nokta da içerdiği haritalardır. Bunlardan özellikle Nil’in kaynağını ve mecrasını gösteren haritada Nil’in Batı Afrika’dan veya Cennet’ten doğmayıp, bir gölden çıktığının yer alması dikkat çekicidir

S

Farabi kimdir?

Türk felsefe geleneğinin kurucusu olan Fârâbî (D.870-Ö.950), mantık, siyaset ve bilim alanlarında geliştirdiği düşüncelerinden dolayı Mu‘allim-i Sânî (ikinci bilge) olarak onurlandırılmıştır. Felsefe konusundaki yetkinliği hem İslâm felsefesinin hem de Batı felsefesinin oluşmasında etkili olmuştur. Aslında İslâm felsefesinin de gerçek kurucusudur. 

S

Farabi, Aristoteles fiziğini analiz etmek üzere hangi eseri kaleme almıştır?

Aristoteles fiziğini analiz etmek üzere kaleme aldığı Boşluk Üzerine (Risâle fî el-Halâ) adlı kısa çalışmasında, ünlü filozofu büyük bir otorite kabul edilmesine ve Mu‘allim-i Evvel (ilk bilge) olarak onurlandırılmasına rağmen, ciddi bir şekilde eleştirmekten geri durmamıştır.

S

Aristoteles fiziğinin yetersizliğine dikkat çeken Fârâbî, hem mutlak anlamda boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de bu gözlemi açıklayabilen nasıl bir varsayım oluşturmuştur?

Aristoteles fiziğinin yetersizliğine dikkat çeken Fârâbî, hem mutlak anlamda boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de bu gözlemi açıklayabilen yeni bir varsayım oluşturmuştur. Varsayımı iki ilkeye dayanır:   

1. Hava esnektir ve bulunduğu mekânın tamamını doldurur; yani bir kapta bulunan havanın yarısı boşaltılsa, geriye kalan hava yine kabın her tarafını dolduracaktır. Bunun için kapta hiç bir zaman tam anlamıyla boşluk oluşmaz. 

2. Hava ve su arasında bir komşuluk ilişkisi vardır ve nerede hava biterse orada su başlar.

S

Bîrûnî kimdir?

Bilim tarihi çalışmaları Bîrûnî’nin (D.973-Ö.1048) gerek bilimsel tutum ve araştırma tutkusu, gerekse doğa, matematik ve toplum bilimlerinde kaleme aldığı çalışmalarında sergilediği özgünlük bakımlarından “bütün zamanların en büyük bilginlerinden biri” olduğunu ortaya koymuştur.

S

Bîrûnî’nin bilimsel zihniyetini açığa çıkaran önemli göstergelerden birisi nedir?

Bîrûnî’nin bilimsel zihniyetini açığa çıkaran bir diğer önemli gösterge de onun bugün “sahte bilim” diye nitelendirilen astroloji, sihir ve büyüye karşı takındığı akılcı tutumdur.

S

Bîrûnî, bilimselliğe ve aklın ışığında problemlere çözüm arama akılcılığına daima sıkı bir bağlılık göstermesinin nedeni nedir?

Bîrûnî, bilimselliğe ve aklın ışığında problemlere çözüm arama akılcılığına daima sıkı bir bağlılık göstermiştir. Çünkü ona göre, bir toplumda cehaletin yaygınlaşması, bilimin sonuçlarıyla dinî inançların çatışmasına zemin hazırlar.

S

Biruni evren sistemini nasıl tasavvur etmiştir?

Bîrûnî’nin bilimsel çalışmaları içerisinde doğa bilimleri özel bir yer tutmaktadır. Genç yaşında yaptığı gözlemler, enlem ve boylam çalışmalarında gösterdiği başarılar, Yer üzerine ileri sürdüğü düşünceler onun bilimsel ilgi alanının temel temasını oluşturmaktadır. Eğitiminin önemli bir kısmını oluşturan geometriden ve trigonometriden yararlanmak suretiyle merkezinde Yer’in bulunduğu içiçe geçmiş kürelerden oluşan, yörüngelerin dairesel ve bütün hareketlerin düzenli olduğu bir evren sistemi tasavvur etmiştir.

S

Bîrûnî, geometrik bir kurgu olarak düşündüğü Güneş merkezli evren modelini asla reddetmemiş, ancak hangi modelle çalışmayı yeğlemiştir?

Bîrûnî, geometrik bir kurgu olarak düşündüğü Güneş merkezli evren modelini asla reddetmemiş, ancak Yer’e hareket verildiğinde ortaya çıkacak sorunları mevcut geometrinin olanaklarıyla çözümlenin zorluğunu aşamadığından, Yer merkezli modelle çalışmayı yeğlemiştir. Güneş merkezli evren modelinin ancak 16. yüzyılda Kepler tarafından ve elips yörüngelerin keşfiyle birlikte ön plana çıkartılabildiği ve bu döneme kadar sürekli yinelen daire veya çember biçimli yörünge düşüncesinden vazgeçilmediği hatırlanmalıdır.

S

Bîrûnî’nin astronomideki yaptığı özgün yenilikler nelerdir?

Bîrûnî’nin astronomideki bir diğer başarısı da gözlemin dakikliğini artırmak için gözlem araçlarında yaptığı özgün yeniliklerdir. Gözlemlerin dakikliği ve güvenilirliği, başta zaman tayini, örneğin orucun ne zaman tutulacağının bilinmesi, namaz vakitlerinin belirlenmesi ve genel anlamda takvim yapılabilmesi için çok önemlidir. Dakik ölçümlere ulaşabilmek için dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda gözlem araçlarının boyutlarını büyütmek yoluna gidilmiştir. Bu çaba, kısa süre içerisinde büyük boyutlu dakik ölçüm yapabilecek alet yapmanın sanıldığı kadar kolay olmadığının anlaşılması ve kullanılmasında zorlukların olduğunun görülmesiyle başarısızlığa uğramıştır. Bu duruma bir çözüm üretmek için harekete geçen Bîrûnî, boyutunu büyütmeden gözlem araçlarının ölçme hassasiyetlerini artırabilmeyi başarmıştır.

S

Bîrûnî coğrafya alanında da çalışmış, yerölçümü konusunda dikkat çeken görüşler ileri sürmüş ve Yer’in büyüklüğünü ölçmek için kaç yöntem kullanmıştır?

Bîrûnî coğrafya alanında da çalışmış, yerölçümü konusunda dikkat çeken görüşler ileri sürmüş ve Yer’in büyüklüğünü ölçmek için iki yöntem kullanmıştır:

 1. Birinci Yöntem: İki ayrı yerde yapılan ölçümlerde, bir meridyen dairesinin bir derecelik yayına karşılık gelen uzunluk, astronomik yöntemlerle ölçülerek bulunan değerin 360 ile çarpılmasına dayanmaktadır. Bu yöntem daha önce halife Memûn (786-833) zamanında geliştirilmiştir ve Bîrûnî de aynı yöntemle o dönemdekine yakın değerler elde etmiştir. 

2. İkinci Yöntem: Bu yöntem Bîrûnî’ye aittir. Hindistan’a yapmış olduğu bir seyahat sırasında, geniş bir ovaya hâkim olan yüksek bir dağa çıkmış ve orada ölçtüğü ufuk alçalma açısından yararlanarak Yer’in çevresinin ne kadar olacağını hesap etmiş, yaklaşık olarak 42 bin km bulmuştur.

S

Bîrûnî kimya alanındaki araştırmalarıyla o dönemdeki hangi yanlış anlayışı değiştirmiştir? 

Döneminde oldukça yaygın olan, altın ve gümüş gibi değerli madenlerin, değersiz madenlerden elde edilebileceğini öngören değişim görüşünün doğru olmadığını ileri sürmüştür.

S

Bîrûnî, ayrıca nesnelerin özgül ağırlıklarının belirlenebilmesi için hangi aleti geliştirmiştir?

Bîrûnî, ayrıca nesnelerin özgül ağırlıklarının belirlenebilmesi için piknometrenin ilkel bir şekli olan ve kendisinin “konik alet” diye adlandırdığı bir alet geliştirmiş ve bununla çok sayıda ölçüm yapmıştır.

S

İbn Sînâ kimdir?

Türk felsefe geleneğinin ikinci büyük ismi olan İbn Sînâ (D.980-Ö.1037), matematikten fiziğe, astronomiden optiğe, metafizikten mantığa yayılan ilgi alanının sağladığı düşünsel olanakları, insan, doğa ve evren hakkında geleneğin sunduğu açıklama modellerinin dışına taşıyarak, bu alanları yeni bir gözle görme becerisini göstermiş eşsiz bir bilgedir.

S

İbna Sina'nın iki büyük eserinin adı nedir?

Bugün dahi güncel bilgiler içeren Tıp Kanunu ve doğa felsefesinin başyapıtlarından biri olan Şîfâ bilim ve felsefenin o gün için bilinen bütün sorun durumlarının irdelendiği ve çözüm önerilerinin yer aldığı iki dev yapıttır

S

İbni Sina hangi devrimci kuramları geliştirmiştir?

Bunların yanında astronomi, matematik, fizik, kimya ve müzik alanlarında da devrimci kuramlar geliştirdiği görülmektedir. Devrimci dönüşüme yol açtığı bilim dallarından biri olan fizikte eylemsizlik ve momentum konularında Newton’u öncelemeyi başardığı gibi, Galileo tarafından modern mekanik kuruluncaya kadar egemen olan İtilim (İmpetus) Kuramı’nın, en gelişmiş anlatımlarından birini gerçekleştirmiş olması ayrıca dikkate değerdir. Bunun gibi, son zamanlarda yapılan araştırmalardan matematik alanında da önemli çalışmaları olduğu anlaşılmıştır.

S

İbn Sînâ, Grek düşünce geleneğini, özellikle de mu‘allim-i evvel sayılan Aristoteles’in düşünce dünyasını derinlemesine kavramış bir bilim ve düşün insanı olarak, fizik çalışmalarına temel bir problem alanı olarak gördüğü hangi konuyla başlamıştır?

Değişim konusuyla başlamıştır. Değişimin gündelik hayatın olağan koşullarında sıkça gözlemlendiği konu ise hareket olduğunda, hareketi bir değişim türü olarak görmüştür. Yaprağın rüzgârda savrularak yerini ve bulunduğu konumunu değiştirmesi, fırlatılan bir taşın aynı ortamda bir konumdan diğerine taşınması hareketten kaynaklanan değişimin kaçınılmaz olarak duyumsanması için yeterlidir. Bununla birlikte yer değiştirmeye bağlı olarak gözlemlenen ikinci hususun ise konum olduğu da aynı şekilde görülmektedir. Bu gözlemlerden hareketle İbn Sînâ, hareket, hareketin yönü ve nesnelerin doğal yerleri üzerine felsefi değerlendirmelerde bulunmuştur. İlk bakışta dikkat çeken belirlemesi, her hareketin bir yönünün ve büyüklüğünün olduğunu ileri sürmesidir. Son derece modern bir bakış açısıyla konuyu ele aldığı anlaşılan İbn Sînâ, haklı olarak hareketin yönünden söz edebilmek için bir başlangıç noktasının olduğunu kabul etmek gerektiğini de belirtmiştir. Başlangıç noktası hareket eden veya ettirilen nesnenin sükûnet durumudur ve nesne bu durumundan uzaklaşmakla basit anlamda yer değiştirmiş olur. Buna nesnenin doğal yerinden uzaklaşması denir.

S

Nesnenin yer değiştirmesi iki şekilde olur: Zorla veya Doğal olarak. Aristoteles’e göre her nesne meydana geldiği unsura bağlı olarak, doğal bir yere sahip olduğundan, bu yer kendiliğinden değişemez. Bu kavrayış İbn Sînâ için nasıldır?

İbn Sînâ için de geçerlidir. Ona göre de bazı nesneler doğası gereği durağan, bazıları ise hareketlidir. Ancak bütün nesneler doğasının gerektirdiği doğal yerinde bulunma ve doğal yerinde uzaklaştırıldığında ise doğal yerine dönme eğilimine sahiptir. Dış neden sonucu doğal yerinden uzaklaşmayla oluşan hareket zorunlu, doğal yere dönme şeklinde gerçekleşen hareket ise doğal harekettir.

S

İbn Sînâ düşüncelerinde hareket nasıldır?

Ona göre zorunlu hareket bitişik ve ayrık zorunlu hareket olmak üzere iki türlüdür. Bitişik zorunlu hareket, bir kimsenin el arabasını sürekli itmesidir; ayrık zorunlu hareket ise, modern mekanikte söz konusu edilen fırlatılma hareketidir

S

İbn Sînâ'nın optik konusunda çalışmaları nelerdir?

İbn Sînâ aynı zamanda optik konusuyla da uğraşmış ve görmeye neden olan ışınların gözden çıktığını savunan gözışın (extramission) kuramına karşı önemli itirazlar geliştirmiştir. Ayrıca, görmeye ilişkin olarak özel ve kendine özgü bir görüş geliştiren İbn Sînâ’ya göre, görme dıştan gelen etki ile gözde, bir aynadakine benzer bir görüntünün oluşması yoluyla olur. Göz burada bir aynanın oynadığı rolü oynar. Dış nesnenin görüntüsü bu aynada, yani gözde, meydana gelince, İbn Sînâ’ya göre, görme algısı doğmuş olur. Ayrıca İbn Sînâ bu görüşünü özel matematiksel bir yaklaşımla ele almış ve görme konisi hususuna da bu münasebetle değinmiştir. Ona göre, daha uzaktaki nesnenin daha küçük görünmesinin nedeni, ayna olan gözdeki sıvının küresel olması ve küresel olanın da merkeze eşit uzaklıkta bulunmasıdır. Bu nedenle uzaklaşan nesne daha küçük bir yayla görüneceğinden onun görüntüsü de daha küçük bir alan içerisine düşecek ve dolayısıyla da uzaktaki bir nesne yakındakinden daha küçük görünmüş olacaktır.

S

İbn Sînâ nesneleri nasıl sınıflandırmıştır?

İbn Sînâ ayrıca nesneleri ışıklı ve ışıklandırılmış olmak üzere sınıflandırmış, kendinden ışıklı nesneler için mudî ve bir ışık kaynağı tarafından aydınlatılmış olanlar için de mustanîr terimlerini kullanmıştır. Bunlara karşılık olmak üzere de mudî’nin yaydığı ışık için dav (ziya), bunun nesnelerde yarattığı ışık için de nûr kelimesini kullanmıştır. Bu ayırım çeviri yoluyla batıya da geçmiş ve 13. yüzyıldan itibaren, bu ayırıma karşılık olmak üzere getirilen lux ve lumen sözcükleri yaygın olarak kullanılmaya başlanmış, bu iki sözcük arasındaki ayırım Kepler zamanına, yani 17. yüzyıla kadar devam etmiştir.

S

 Batılı kaynaklarda “Doktorların Kralı” unvanıyla tanınan kişi kimdir?

Batılı kaynaklarda haklı olarak “Doktorların Kralı” unvanıyla tanıtılan İbn Sînâ’nın bilim tarihine diğer büyük katkısı da tıp araştırmalarının sonuçlarını derlediği el-Kanûn fî el-Tıb, yani Tıp Kanunu’dur. Söz konusu bu yapıt kaleme alınmış bütün zamanların en ünlü tıp çalışmasıdır ve pek çok Avrupa üniversitesinde temel tıp metni olarak 17. yüzyıla kadar kullanılmıştır.

S

 Tıp Kanunu Latinceye hangi isimle çevrilmiştir?

Latinceye Canon Medicina diye çevrilen Tıp Kanunu, altı yüz yıl aşılamamış ve İbn Sînâ’nın söylediklerine çok az şey eklenebilmiştir. Tıp Kanunu başta İbranice, Latince, Farsça, Türkçe, İngi lizce, Fransızca, Almanca ve daha birçok dile çevrilmiş ve defalarca yayımlanmıştır. Kitapta anatomi ve fizyoloji gibi tıp biliminin genel konularına ait bilgiler yer almaktadır. İnsan vücudunun tarifi, anatomisi, fizyolojisi ve bütün özel likleri ele alınarak dört hılt (ahlatı erbaa), dört unsur (anasır-ı erbaa) ve bunların açılımı olan ko nular incelenmiştir. Ayrıca ilâçbilim (farmakolji) konusuna yer verilmiş, Müfredat adıyla hastalıkların tedavilerinde kullanılacak tek terkipli yani basit ilaçlardan söz edilmiş, bitkisel ilaçların alfabetik sırayla yazılışları ve yaklaşık sekiz yüz kadar ilacın özellikleri hakkında bilgi verilmiştir.

S

İlk Müslüman Türk devletinin adı nedir?

İlk Müslüman Türk devleti kabul edilen Karahanlılar (840-1212), Uygurların yıkılmasından sonra 840 tarihinde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. 

S

Saltuk Buğra Han’ın 940’a doğru İslâm dinini benimsemesinin sonuçları nelerdir?

Yeni bir medeniyetle karşılaşan Karahanlılar, hem Kuran-ı Kerim’i okuyabilmek, hem de diğer Müslümanlarla iletişim kurabilmek için Arapça öğrenmeye yönelmişler, sonunda Kuran-ı Kerim’i anlamaya ve anlatmaya yetecek denli Türkçe yapıt kaleme alacak duruma gelmişlerdir. Bu gelişim sürecinde, kendi kültürel başarılarıyla İslâm dininin getirdiği değerleri dikkate alan nitelikli çok sayıda düşünce eseri kaleme alınmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un Divân-ı Lügât el-Türk’ü, Yusuf Has Hâcib’in Kutadgu Bilig’i, Edib Ahmed Yüknekî’nin Atebet el-Hakâyık’ı ve İmam Ebülfutuh Abdülgafir’in (öl. 1093) Tarihi Kâşgâr’ı bu dönemde Türkçe olarak yazılmıştır.

S

Kaşgarlı Mahmud kimdir? 

Karahanlılar döneminde yetişen önemli bilginlerden biri dil konusunda çalışmış olan Kaşgarlı Mahmud’dur. 11. yüzyılın ilk yarısında Kaşgar’da doğan Kaşğarlı Mahmud, uzun yıllar Türk bölgelerine seyahat etmiş, Türkçenin birçok lehçesini, çeşitli Türk boylarının gelenek ve göreneklerini öğrenmiş ve daha sonra Bağdat’a yerleşmiştir. Ünlü yapıtı Türk Dili Sözlüğü’nü (Divân-ı Lugât el-Türk) burada yazmaya başlamış, yaklaşık 7500 kelimeden oluşan yapıtını 1074’te tamamlamıştır.

S

Türk dilinin ilk sözlüğünün adı nedir?

Türk dilinin ilk sözlüğü olan Divân-ı Lügât el-Türk, çeşitli Türk boylarından derlenmiş bir ağızlar sözlüğü karakterini taşımaktadır. Bununla birlikte yapıt yalnızca bir sözlük olmayıp Türkçe’nin 11. yüzyıldaki dil özelliklerini belirten, ses ve yapı bilgisine ışık tutan bir gramer kitabı niteliğindedir. Bilim tarihi bakımdan ise Türk tarihine, coğrafyasına, mitolojisine, folklor ve halk edebiyatına ilişkin zengin bilgiler içeren, döneminin tıbbı ve tedavi usulleri hakkında bilgi veren değerli bir çalışmadır.

S

Divân-ı Lügât el-Türk'ün yazılma amacı nedir?

Türkçenin Arapça kadar zengin olduğunu ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla kaleme alındığı için Türkçeden Arapçaya bir sözlük şeklinde düzenlenen kitabın yalnızca madde başları Türkçe, açıklama kısımlar ise Arapçadır.

S

Türklerin tarihinin, edebiyatının ve yaşam biçimlerinin anlatıldığı Dîvân-ı Lügât elTürk’te yer alan ve Türk coğrafya tarihi açısından çok değerli bir belge olan ünlü Dünya haritasının en önemli özelliği nedir?

Kaşgarlı Mahmud’un haritası, Türklerin çizdiği ilk Dünya haritasıdır ve Bîrûnî’den etkilenerek çizilmiş olmakla birlikte içerdiği bilgiler Bîrûnî’nin verdiklerinden daha ayrıntılıdır.

S

Yusuf Has Hâcib kimdir? 

11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğan Yusuf Has Hâcib, bilgiyi arayan, bilginin peşine düşen ve bu anlamda bilginin erdem olduğunu savunan değerli bir düşün insanıdır. Balasagun’da yazmaya başladığı ve Kâşgar’da tamamladığı, Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgisi) adlı seçkin yapıtını Karahanlı hakanı Süleyman Arslan’ın oğlu Uluğ Buğra Han’a sunmuştur. 

S

Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgisi) adlı seçkin yapıtın içeriği nedir? 

Kitabın temel dokusunu bilginin değeri ve bilgiye sahip olmanın yüksek bir nitelik olduğunun vurgulanması oluşturmakla birlikte, sıradan bir nasihatname de değildir. Yönetenlerin yönetilenlere iyilikle yaklaşmalarının gerekliliğinden hareketle, halkın yararının öncelikle düşünülmesinin önemi vurgulanmakta, bu bakımdan akıl ve bilginin yöneticinin vazgeçilmez araçları ve yol göstericileri olması gerektiği savunulmaktadır. Bu nitelikleri göz önüne alındığında, Kutadgu Bilig’in nitelikli bir ahlak felsefesi çalışması olduğunu söylemek yerinde olur. Çünkü saygıdeğer olmanın ancak bilgi ve akıl ile olanaklı olacağı ileri sürülürken, aynı zamanda güzel konuşmanın öneminin vurgulanması gerçek bir ahlaki bir tutumu öne çıkardığını göstermektedir.

S

Kutadgu Bilig'in yazılış amacı nedir?

Kutadgu Bilig, her iki Dünya’da da mutluluğa kavuşmak için gidilmesi gereken yolu göstermek maksadıyla yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib’e göre, öteki Dünya’yı kazanmak için bu Dünya’dan el etek çekerek yalnızca ibadetle vakit geçirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir insanın ne kendisine ne de toplumuna bir yararı vardır; oysa başkalarına yararlı olmayanlar ölülere benzer; bir insanın erdemi, ancak başka insanlar arasındayken belli olur. Asıl din yolu, kötüleri iyileştirmek, cefaya karşı vefa göstermek ve yanlışları bağışlamaktan geçer. İnsanlara hizmet etmek suretiyle faydalı olmak, bir kimseyi, hem bu Dünya’da hem de öteki Dünya’da mutlu kılacaktır.

S

Edib Ahmed Yüknekî kimdir?

Bir Türk beyi olan Mehmed Bey için yazdığı nasihatname veya siyasetname niteliği taşıyan Atebet el-Hakâyık (Gerçeklerin Eşiği) kitabıyla Türk düşünce tarihinde yer edinen Edib Ahmed Yüknekî, edep, ahlak ve erdemli olmanın birey ve toplum yaşamındaki önemi üzerinde durmaktadır.

S

Yükenki Kadim bilgelik geleneğinin temel ilkesi olan “bilgi erdemdir” yargısı bağlamında hangi düşünceleri geliştirmiştir?

 Yüknekî, bilginin yararlı, bilgisizliğin ise kaçınılması gereken bir nitelik olduğunu vurgulayarak, “benim sözlerimin temelinde bilgi vardır; mutluluğa götüren yol bilgiyle bulunur” demektedir. Ahmed Yüknekî’ye göre, bizi mutluluğa ulaştıran şey bilgidir; öyleyse yalnızca bilgili insanlarla dost olmalı, bilgisiz insanlardan uzak durmalıdır.

S

Gazneliler nerde hüküm sürmüşlerdir?

Gazneliler Horasan, Afganistan ve Kuzey Hindistan’da (963-1183) yılları arasında hüküm süren Gazneliler, Sâmânîlerin Horasan Orduları Kumandanı Alp Tegin ve onun en çok güvendiği kişilerden biri olan Sebük Tegin tarafından kuruldu ve Sebük Tegin’in oğlu Mahmud’un hükümdarlığı döneminde en parlak dönemini yaşadı. 

S

Gazneli Mahmud, başta Hindistan olmak üzere çok sayıda fetih gerçekleştirdi ve bu fetihlerin sonucunu ne olmuştur?

Bu fetihler sonucunda Türk, Arap, Acem ve Yunan uygarlıkları Hint uygarlığı ile karşılaşmış oldu. Böylelikle kadim uygarlıklar arasında bağ kurulmasını sağlayan Gazneli Mahmud, Firdevsî, Bîrûnî, Ebû Nasr ibn Irâk ve Ebû elHayr İbn el-Hammâr gibi bilim, felsefe ve sanat gibi yüksek entelektüel yetkinlik alanlarına mensup bilim ve düşün insanlarını da başkent Gazne’de toplamaya özen gösterdi. Devletin resmi dili Arapça olmasına karşın, Mahmud devrinde Farsça da yeniden bir kültür dili olarak canlandırılırken, Türk dili ve kültürü de ihmal edilmemiş ve bu konuda çalışan ünlü Türk dilcisi Fahreddîn Mübarekşah ve tarihçi Utbî gibi bilginler desteklenmiştir.

S

Büyük Selçuklu Devleti ne zaman kurulmuştur?

Bir uç beyi olan Selçuk Bey’in torunları Çağrı ve Tuğrul Beyler 1038’de Büyük Selçuklu Devleti’ni kurmuşlardır. Devamında Alp Arslan (D.1063-Ö.1072) ve oğlu I. Melikşah (D.1072-Ö.1092) fetihleri sürdürmüş, Alp Arslan’ın, Bizans imparatoru IV. Diogenes komutasındaki Bizans ordusunu 1071 yılında Malazgirt’te bozguna uğratmasıyla birlikte Anadolu toprakları da Türklere açılmıştır.

S

Selçuklular, açtıkları medreselerde hangi konularda eğitim vermişlerdir?

Selçuklular, açtıkları medreselerde dinî bilimlerin yanı sıra edebiyat, matematik, astronomi ve felsefe okutmuş, Ebû İshak eş-Şîrâzî, Cüveynî, Gazzâlî ve Fahreddin-i Râzî gibi din bilginleri yanında diğer bilim alanlarında da yetkin bilginlerin yetişmesini sağlamışlardır. Bu bağlamda konu değerlendirildiğinde, Farsça hem dil hem de edebi yönüyle Selçuklular devrinde altın çağını yaşamıştır.

S

Selçuklular'da yükseköğretim kurumları olan medreseleri ilk defa kim kurmuştur?

Selçuklular yükseköğretim kurumları olan medreseleri ilk defa kurmaları bakımından ayrıcalık taşımaktadırlar ve bu işi gerçekleştiren büyük devlet adamı Nizamü’l-Mülk’tür. Onun adının verilmesinden dolayı Nizâmiye medreseleri olarak tanınan bu kurumların ilki 1063 yılında Nîşâbûr’da kurulmuştur.

S

Celâlî Takvimi’ni hazırlamak amacıyla 1075 yılında hangi gözlemevi kurulmuştur?

İsfahan’da kurulan İsfahan Gözlemevidir. 

S

Yazdığı dörtlük biçimindeki (rubai) felsefî şiirlerle tanınan matematikçi Ömer Hayyam’ın (D.1045-Ö.1123) yönetimine verilen gözlemevinin kuruluş amacı nedir?

Mevcut takvimleri düzeltmek ve Melikşâh adına yeni bir takvim hazırlamaktır. Ömer Hayyam düzenleme ve düzeltme yerine mevsimlere tam olarak uyum gösterecek yeni bir takvim hazırlamayı yeğlemiş ve bu amaçla gözlemler yapmıştır. 1079 yılında hem Melikşah Zici adlı kataloğunu hem de Celaleddîn Melikşah adına Celaleddîn takvimini hazırlamıştır. Bu takvim 5000 yılda bir günlük hata verdiğinden, günümüzde kullanılan Gregorien takviminden daha gelişmiştir.

S

Matematik alanında da çalışan Hayyâm’ın, bu konudaki araştırmaları hangi konular üzerine olmuştur?

Hayyâm’ın, bu konudaki araştırmaları özellikle sayılar kuramı ve cebir alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides’in Elementler’i üzerine yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel sayıların da rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini ilk defa kanıtlamıştır. En değerli cebir yapıtlarından birisi olan Risâle fî el-Berâhîn alâ Mesâil el-Cebr ve el-Mukâbele’de (Cebir Sorunlarına İlişkin Kanıtlar) denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır. Bunun dışında, Ömer Hayyâm üçüncü dereceden denklemleri de, terim sayılarına göre (üç terimliler ve dört terimliler olarak) tasnif etmiş ve her grubun çözüm yöntemlerini belirlemiştir. Ömer Hayyâm üçüncü derece denklemlerinin aritmetiksel olarak çözülemeyeceğine inandığı için, bu denklemleri koni kesitleri yardımıyla geometrik olarak çözmüştür. Negatif kökleri, daha önceki cebirciler gibi, o da çözüm olarak kabul etmemiştir.

S

 Merâga Gözlemevi kaç yılında kurulmuştur?

1259’da Merâga’da, dönemin önemli bilginlerinden Nasîrüddin-i Tûsî’ye (öl. 1274) kurdurulan Merâga Gözlemevidir.

S

Nasîrüddin-i Tûsî gözlemevinde yaptığı gözlemlerin sonuçlarını hangi eserinde derlemiştir?

Nasîrüddin-i Tûsî gözlemevinde yaptığı gözlemlerin sonuçlarını astronomi tarihinin birkaç temel eserinden biri olan İlhanlı Zîc’i adlı çalışmasında derlemiştir.

S

Semerkand Gözlemevi’nin kurucusu kimdir?

Uluğ Bey’in kurdurduğu Semerkand Gözlemevi’dir.

S

Uluğ Bey Zici adlı kitabın özelliği nedir?

Semerkand Gözlemevinde, Gıyaseddin Cemşid, Kadızâde-i Rûmî ve Ali Kuşçu gibi dönemin önemli bilim insanları çalışmışlar, çalışmaların sonuçları Uluğ Bey Zici adlı kitapta toplanmıştır. Bu zic, 17. yüzyıla kadar yazılmış olan astronomi kataloglarının en mükemmelidir ve bu yüzyıla kadar konumsal astronominin temel kitabı olarak kullanılmıştır. Eserde gökyüzünün güney yarıküresinde bulunan 48 takımyıldız ele alınmış ve bu takımyıldızlar içinde bulunan 1028 tanesinin yerleri tespit edilmiştir. 17. yüzyılda Greenwich Gözlemevi’nin kurucusu olan Flamsteed (1646-1719), sabit yıldızlar kataloğu hazırlarken Uluğ Bey’in bu kataloğundan da yararlanmış ve Flamsteed’in hazırladığı kataloğu Newton (D.1642-Ö.1727) da kullanmıştır.

S

Astronomların Babası lâkabı kime aittir?

Çağmînî, Hârizm bölgesinde bulunan Çağmîn’de doğmuş ve astronomi alanında başarılı çalışmalar yapmıştır. Başarılarından dolayı kendisine “Astronomların Babası” lâkabı verilmiştir. En önemli yapıtı, el-Mulahhas fi el-Hey’e (Astronomi Seçkisi) adını taşır.

S

Bütün zamanların en iyi mühendisi olarak kabul edilen kişi kimdir?

Cezerî (13. yüzyıl) etkileri günümüze kadar gelen ve olağanüstü mekanik araçların teknik bilgilerinin ve çizimlerinin yer aldığı El-Câmi‘ Beyn el-İlm ve el-‘Amel el-Nâfi fî Sınaât el-Hiyel (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) adlı bir kitap kaleme almıştır.

S

Cezerî’nin el becerisini olduğunu hangi tasarladığı araçlar ortaya koymuştur? 

Cezerî’nin tasarımladığı araçlar içerisinde dikkat çekenlerin başında su saatleri gelmektedir. Teknoloji tarihi açı sından büyük öneme sahip olan bu araçlar, mevcut bilginin son derece dakik bir uygulamasını gerektirdiğinden, aynı zamanda Cezerî’nin el becerisi ortaya koymuştur?

S

 En çok tanınan ve değişik zamanlarda çalışabilen modellerinin yapıldığı su saatleri  içinde öne çıkan hangi saattir?

En çok tanınan ve değişik zamanlarda çalışabilen modellerinin yapıldığı su saatleri içinde öne çıkanı fil su saatidir. Bütün sistemi bir filin üzerine yerleştirmesi nedeniyle bu şekilde anılan bu saat bir teknoloji harikası olma özelliğini korumaktadır.

S

Otomat yapımı açısından ilginç olan ve Cezerî’ye kadar karşılaşılmayan bir diğer araç grubu nedir?

Mumlu saatlerdir.

S

Cacabey Medresesi nerede kurulmuştur?

Selçuklular zamanında yapılan bilimsel kurumlardan biri de Kırşehir’deki Cacabey Medresesi’dir.

S

Kitab el-Muhtar fi Keşf el-Esrar adlı eseri kim yazmıştır?

Kitab el-Muhtar fi Keşf el-Esrar adlı eserinde, simyanın tarihçesini de veren Cevberî, ilk maddenin yaratılışı, evrenin oluşumu ve doğa tarihi konusunda açıklamalar yapar. Simyayı ilahi bir sanat olarak nitelendiren Cevberi simyacıları da hilelerinden dolayı eleştirir.

S

Selçuklular hangi şehirlerde hastane kurmuşlardır?

Selçuklular sağlığa büyük önem vermişler ve halen ayakta olan birçok hastane kurmuşlardır. Bunlar arasında Anadolu’da, Diyarbakır, Mardin, Sivas, Konya, Tokat ve Kayseri’deki hastaneler sayılabilir. Bunlardan Kayseri’deki Gevher Nesibe Hatun Medresesinin aynı zamanda tıp medresesi olarak hizmet verdiğini biliyoruz.

S

Cevzi Kitab el-Lukat el-Menafi fi el-Tıbb adlı eseri kim yazmıştır?

Selçuklular zamanında yetişmiş önemli hekimlerden biri el-Cevzi’dir (1200’ler). Cevzi Kitab el-Lukat el-Menafi fi el-Tıbb adlı eserinde hastalıklar ve onların tedavisi konusunda kısa bilgi verir; yiyecekler ve içecekler üzerinde durur.

S

Cevzi Kitab el-Lukat el-Menafi fi el-Tıbb adlı eserin tamamlayıcısı hangi eserdir?

Kitab el-Muhtar el-Lukat fi el-Tıbb’da ise daha çok yiyecek ve içecekler ele alınmıştır. Genel olarak, halk sağlığı üzerinde durulmuş, beslenmede bitkilere ağırlık verilmesi, hayvani yiyeceklerin daha az tüketilmesi önerilmiştir.

S

Cevzi’nin  Kitab el-Mevazi el-Müluk ve Selatin adlı eserinin konusu nedir?

Cevzi’nin bir başka eseri ise Kitab el-Mevazi el-Müluk ve Selatin’dir. Eser iki kısım olarak ele alınmıştır. İlk kısım daha çok ülkelerin idari yapısının ne olması, sosyoekonomik yapılanmaları konusunda bilgi verip, ideal şeklinin ne olması gerektiği, kadınların toplumdaki yeri hakkında bilgi verirken, ikinci kısımda sağlıklı idare ile sağlıklı halk arasında ilginç bir koşutluk kurulmakta, halk sağlığı için yapılması gerekenler ele alınıp, anlatılmaktadır.