Türklerin İslâmiyet’e Giriş Döneminde Bilim ve Teknolojiye Etkileri
Türklerin İslamiyet öncesi yerleşik yaşama geçmeden
önce yaşantılarında dünyaya yapmış oldukları kültürel
katkılardan kısaca bahsediniz.
İnsanlık tarihine eşsiz kültür unsurları bırakan
Türklerin Anayurdu Orta Asya’dır. Bilim ve kültür tarihi
açısından Orta Asya’nın sınırları ise bugünkü Güney
Sibirya, Doğu ve Batı Türkistan’ı içine alan Tanrı
Dağlarının güneyinde ve Çıngırya steplerinin kuzeyinde
kalan bölgedir. Orta Asya Türk tarihi MÖ 8000’lerden
daha eskiye uzanmaktadır. Nitekim yapılan çeşitli
kazılarda bu dönemlerden kalma pek çok maddi ve
manevi kültür öğesi elde edilmiştir. Elde edilen bu
buluntular arasında taş devrine ait elle yapılmış çeşitli araç
ve gereç, boyalı çanak çömlek, çakmak taşı, topuz veya
sivriltilmiş şekilde yapılmış taş ve çeşitli maden araçlar
yer almaktadır. Bu buluntulardan, dönemin insanının
yaşam biçimi ve el becerilerinin düzeyi hakkında bilgi
edinmek olanaklı olmaktadır. Buna göre o dönemde bazı
madenlerin nasıl kullanılacağının bilindiği, örneğin
tunçtan aletlerin yapıldığı anlaşılmaktadır. Benzer şekilde
MÖ. 2000’lerden itibaren maden kullanımının hem çeşit
hem de nitelik açısından arttığı anlaşılmaktadır. Demir
kullanılıncaya kadar geçen süre içinde ise bakır ve
kurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım
olarak bronzu kullanan da Türklerdir. Bunun gibi
Türklerin tarım yaptığı, buğday ve arpa yetiştirdiği, daha
sonra yaşam tarzlarının ayrılmaz bir parçası olan at başta
olmak üzere hayvanları evcilleştirdiği anlaşılmaktadır.
MÖ. 2800 yılı sıralarında da araba icat edilmiş, böylece
kısmen de olsa yerleşik toplum düzenine geçmeye
başlanmıştır.
Göktürk Devleti dönemine ait olan “Orhun Yaztıları”
nedir? Niçin önemlidir? Kısaca anlatınız.
Türklerin kurdukları önemli devletlerden bir
diğeri de Göktürk Devleti’dir MS (552-745). Bilinen ilk
Türk yazılı anıtı bu dönemde kalma Orhun Yazıtlarıdır.
Bumin Kağan tarafından hâkim bir konum kazanan
Göktürkler, İlteriş Kağan tarafından güçlü bir devlet
yapısına sahip oldular. İlteriş Kağan’ın oğlu Bilge Kağan
devraldığı devleti daha da güçlendirdi ve devletin gücünün
ve gelişmişliğinin bir belirtisi olarak tarihte Türk isminin
geçtiği ilk metin olan Orhun Yazıtlarını yazdırdı. Bu
yazıtlardan birincisi Kültigin Yazıtı adını taşımaktadır ve
Bilge Kağan tarafından yaptırılmıştır. İkincisi Bilge Kağan
Yazıtıdır ve oğlu tarafından yazdırılmıştır. Üçüncüsü ise
bilge Tonyukuk tarafından yazdırılmış Tonyukuk
Yazıtıdır. Hem bu yazıtlardan hem de diğer arkeolojik
malzemeden dönemin bilgi ve teknoloji düzeyi hakkında
çeşitli veriler edinilmektedir. Yazıtlar açıkça Göktürklerin
yüksek bir devlet ve siyaset bilgisine sahip olduklarını,
hakanın halkına, halkın da hakanına karşı hak ve
sorumluluklarının bulunduğu dile getirilmekte, yüksek
ahlak ilkelerinin ne denli önemli olduğu
vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bir siyasetname kimliğini
de barındıran yazıtlarda açıkça yüksek ahlak ve
sorumluluk duygusunu kaybetmedikçe, bilgeliğe sırt
çevrilmedikçe bir devletin yok edilmesinin mümkün
olmayacağı anlatılmaktadır. Kültigin Yazıtındaki şu cümle
bu durumu açıkça ifade etmektedir: “Üstte mavi gök
çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe senin ilini,
töreni kim bozabilir?”
Göktürklerin tıp konusunda sağladıkları gelişmeleri
kısaca anlatınız.
Göktürkler tıp konusunda da önemli gelişme
sağlamışlardır. İnsan sağlığını korumak için özellikle
koruyucu hekimliğe son derece önem vermiş ve çeşitli
bitkileri ilaç olarak kullanmışlardır. Beslenmenin sağlık
açısından taşıdığı önemi bildiklerinden beslenmede ete
ağırlık tanımışlardır. Beden sağlığı kadar ruh sağlığına da
gereken değeri verdikleri görülen Göktürkler, bu
bağlamda aile yaşantısını önemsemişlerdir.
Uygurların kültürel anlamda dünyaya yaptıkları
katkıları kısaca sıralayınız.
Orta Asya’daki diğer bir Türk devleti olan
Uygurlar ise yeni bir alfabe geliştirmişler, yeni bir
kentleşme kavramı oluşturmuşlar ve bu doğrultuda taş
binalar yapıp, kentleri kalın duvarlarla korumaya
almışlardır. Benzer şekilde su kanalları, su kemerleri ve
büyük mabetler yapmışlardır. Ziraatla uğraşan Uygurlar,
yetiştirdikleri pamuğu, dokumacılık ve kâğıt yapımında
kullanmışlardır. Çeşitli aletlerin yapımında demirin yanı
sıra başka madenleri de kullanmışlar, altın ve bazı
kıymetli taşlardan süs eşyaları yapmışlardır. Ayrıca nişadır
elde ederek pazarladıkları da bilinmektedir.
Uygurların tıp alanında dünyaya yaptıkları katkıları
kısaca anlatınız.
Uygur metinlerinde sağlıkla ve hastalıklarla ilgili
bilgilere rastlanmaktadır. Çeşitli bulaşıcı hastalık (kızamık
ve çiçek vb.), kırık çıkıklar ve bazı iç hastalıklar ve
tedavileri konusunda açıklamalar vermişlerdir. Çiçek
aşısını uyguladıkları bilinmektedir. Bu uygulamada insan
çiçeğinden yara kabukları alınıp, kurutulup bekletilmiş ve
daha sonra sulandırılmak suretiyle zayıflatılmış çiçek
mikropları sağlıklı insanlara verilerek, inokulasyon (aşı)
şeklinde uygulanmıştır. Aynı tip uygulama Anadolu’daki
Türkler arasında da görülmektedir.
Klişe baskı nedir? Kısaca anlatınız.
Klişe baskı; oyulmuş tahta veya madeni levha
kullanılarak yazı ve resimlerin grafik röprodüksiyonunu
elde etmek anlamına gelir. Klişe baskıda her sayfa, bir
bütün olarak levha üzerine oyulur. Bu tür basım işi
gerçekten çok eski dönemlerden bu yana bilinmektedir ve
bilinen ilk baskı Budizm’in Japonya’da yayılmasını
sağlayan İmparatoriçe Shotoko (Ölümü MS 769) devrine
aittir. Bu dinde, Budha’nın resimlerinin ve Kutsal
Sutra’nın metinlerinin çoğaltılması büyük bir sevap
olduğundan, İmparatoriçe Japon pagodalarına konmak
üzere bir milyon nüsha muska bastırmıştır. Bunlar
Sanskrit dilinde fakat Çince hazırlanmıştı. Bu baskı
tekniği Çin’de ise Tang sülalesi MS (618-906) zamanında
gelişmeye başlamış ve Feng Tao zamanında Konfüçyüs
klasikleri yayımlanmaya başlamıştır.
İslam düşünce tarihinin klasik dönemi kaç evreye
ayrılır? Bu evrelerde neler olmuştur?
İslâm düşünce tarihinin klasik dönemini üç
evreye ayırmak mümkündür: Birinci evrede bilgiyi elde
etme, bilim nerede yapılmışsa gidip onu alma çabası
öndedir. Bu yapılırken bilginin üretildiği toprağın ne
rengine ne de tarihine bakılıyordu. Grek, Hint, Fârisî vs.
kaynaklardan yoğun bir çeviri faaliyeti ortaya konuldu.
İkinci evre ise bilginin sistemleştirildiği dönemdir, bu
dönemde bilgi üretilmeye ve kullanılmaya, yani üretilen
bilginin toplumsallaştırılmasına çalışılmaktaydı. Bilgelik
Evi (Beyt el-Hikme) gibi bilginin hamisi olan bir kurum
da bu evrede oluşturulmuştur. Bilimin, bilgeliğin takdir
edilmeye başladığı, yoğun bir şekilde teşvik edildiği bir
evredir. Dönemin entelektüeli, bilginin peşinde bilgece
koşarken yönetenler de onları takdir ederek daha rahat
çalışabilecekleri ortamlar oluşturmuş, bilgiyi sorunların
çözümünde kullanarak teşvik etmiştir. Huneyn İbn İshak’a
(D. 809-Ö. 873) çevirdiği eserler ağırlığınca altın
verilmesinin nedenini de böyle anlamak gerekir. Böylece
bu dönemde bilgi üretildikçe takdir ve teşvik edilmiş,
bilim insanları da bu duruma bilimsel çalışmalarıyla
karşılık vermiştir. Klasik dönemin son evresi ise özgün
bilginin ve bilimin üretildiği, tüm tarihe mal olmuş
Harezmî (D. 780-Ö. 850), el-Kindi (D. 801-Ö. 873),
Fârâbî (D. 870-Ö. 950), İbn el-Heysem (D. 965-Ö. 1039),
Bîrûnî (D. 973-Ö. 1048) ve İbn Sînâ (D. 980-Ö. 1037) gibi
bilim ve düşün insanlarının dönemi olan zirve dönemidir.
Araştırma etkinliği artık kuralları, yöntemi ve kavramları
belirlenmiş bir bilimsel çalışma olma özelliğine
kavuşmuştur. Bu dönemde İslâm bilim tarihi altın çağını
yaşamıştır. O dönemlerde üretilmiş bazı bilgilere modern
bilimin çok daha sonra ulaşabildiği göz önüne alınırsa,
dönemin bilim etkinliğinin tarihsel önemi daha kolay
kavranabilir.
8. Yüzyılda İslam dünyasında bilimin ilerlemesi için
hangi dillerden Arapça’ya çeviriler yapılmıştır? Bu
dönemde yapılan çevirilere örnekler veriniz.
Bu dönemde çeviriler büyük ölçüde Grekçeden
veya daha önceden Grekçeden çevrilmiş Süryanice
eserlerden yapılmakla birlikte, Farsçadan ve Hintçeden de
yapılmaktaydı. Bu gelişim sürecinde astronomi, geometri,
fizik, optik, coğrafya, simya gibi temel bilim dallarındaki
çevirilerle elde edilen bilgiler yeni bir yaklaşımla
anlaşılmaya ve anlamlandırılmaya başlandı. Kısa sürede
Eukleides’in (M.Ö. 300’ler) Elementler’i, Ptolemaios’un
(MS 150’ler) Almagest’i, Coğrafya’sı, Optik’i,
Tetrabiblos’u, Theodosios (öl. MS 395) ile Menelaos’un
(M.S. birinci yüzyıl) Küre Kesitleri, Apollonios’un (M.Ö.
262-200) Koni Kesitleri, Hipokrates’in Aforizmalar’ı,
Platon’un Devlet ve Yasalar’ı, Aristoteles’in Organon’u,
Şiir Sanatı, Oluş ve Bozuluş’u, Gök Olayları, Galenos’un
Canlı Hayvan Teşrihi, Ölü Hayvan Teşrihi, Organların
Yararları, İlaçların Terkibi ve Ruh Hastalıkları Arapçaya
aktarılmıştı bile.
İslam sonrası dönemde öne çıkan Türk kökenli bilim
insanları kimlerdir? Sıralayınız.
İslam sonrası dönemde öne çıkan Türk kökenli
bilim insanları şunlardır; Cabir İbn Hayyan, Harezmi,
Farabi, Biruni, İbn Sina
Cabir İbn Hayyan kimdir? Bilim dünyasına ne gibi
katkıları olmuştur?
Cabir İbn Hayyan (D. 721-Ö. 808), kimya
konusunda yazdığı eserlerde madde kavramını sınıflamak
suretiyle yeni bir anlayış getirmiş; kimyasal işlemlerde,
işleme giren ve çıkan madde miktarının eşit olduğunu
söylemek suretiyle, on sekizinci yüzyılda Lavoisier
tarafından şekillendirilen maddenin sakınımı ilkesine
yaklaşım göstermiştir. Câbir İbn Hayyân kuramsal ve
deneysel araştırmalarla kimyanın gelişimini büyük ölçüde
etkilemiştir. Câbir, yapmış olduğu araştırmalar sonucunda
kimya bilimine üç noktada önemli katkılar yapmıştır:
• Element görüşünün oluşmasına yardımcı
olmuştur.
• Deneylerinde, ölçü ve tartı işlemleri üzerinde
hassasiyetle durduğu için, nicelik anlayışının
güçlenmesini sağlamıştır.
• Çalışmaları sırasında geliştirmiş olduğu yeni
aletlerle kimya teknolojisinin ilerlemesine katkı
yapmıştır.
Cabir İbn Hayyan’ın ortaya koyduğu, Kimyanın
(simyanın) konusu olan maddeler nelerdir?
Câbir, kimyanın (simya) ilgi konusu olan
maddeleri üç ana grupta ele alır:
• Ruhlar; ateşte tamamen uçan cevherler ya da
maddeler.
• Metaller; çekiçle dövülebilen, bir ses ve
parlaklığa sahip olan, suskun olmayan maddeler.
• Cisimler (Mineral olmayan); eriyebilen veya
erimeyen maddeler.
Harezmi kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
İslam sonrası dönemde dönemde bilime katkı
yapan Türk bilim adamlarından biri de dokuzuncu
yüzyılda Horasan’da yaşamış olan Hârezmî’dir.
Yaşamının büyük kısmını Bağdat’ta geçirmiş, Bilgelik
Evi’nde bulunmuş, buradaki kütüphanede matematik ve
astronomi konularında çalışmalar yapmıştır. Matematik
konusunda biri cebire, diğeri aritmetiğe ilişkin iki önemli
çalışması vardır. Hârezmî’nin cebir konusundaki yapıtı
Kitâb el-Muhtasar fî Hisâb el-Cebr ve el-Mukâbele (Cebir
ve Mukâbele Hesabı Hakkında Özet Kitap) adını taşır.
Buradaki cebir sözcüğü, aslında, bir denklemdeki negatif
terimin eşitliğin öbür tarafına alınarak pozitif yapılması
işlemini, mukâbele sözcüğü ise denklemde bulunan aynı
cins terimlerin sadeleştirilmesi işlemini ifade etmektedir.
Hârezmî bu yapıtında, birinci ve ikinci dereceden
denklemlerin çözümleri, binom çarpımları, çeşitli cebir
problemleri ve miras hesabı gibi konuları incelemiştir.
Hârezmî’nin diğer çalışması Hint Hesabı adındaki
aritmetik kitabıdır. Aritmetik kitabının Arapça aslı
kayıptır; bu nedenle bu yapıt, De Numero Indorum (Hint
Rakamları Hakkında) adıyla Bathlı Adelard (D. 1080-Ö.
1152) tarafından yapılan Latince tercümesiyle günümüze
kadar ulaşabilmiş ve tanınabilmiştir. Hârezmî bu
yapıtında, on rakamlı konumsal Hint rakam sistemi ile
hesaplama sistemini anlatmış, Batılı matematikçiler,
Romalılardan bu yana yürürlükte bulunan harf rakam ve
hesap sistemi yerine Hint rakam ve hesap sistemini
kullanmayı bu yapıttan öğrenmiştir. Kitabın yazılma
amacı da İslâm Dünyası’nda klasik dönemde ve daha
sonraki dönemlerde sıkça söz konusu edilen
hesaplamanın, yani günümüzde aritmetik denilen dört
işlemin yapılışının Hint rakamlarının yardımıyla kolayca
öğrenilmesini sağlamaktır.
Farabi kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli çalışmaları
nelerdir? Kısaca anlatınız.
Aslında büyük bir mantıkçı ve filozof olan Fârâbî
(D. 874-Ö. 950) aynı zamanda fizik üzerine de görüşler
ileri sürmüştür. Bu konuda Boşluk Üzerine (Risâle fî el-
Halâ) adlı çalışmayı kaleme almıştır. Fârâbî, bu
makalesinde Aristoteles düşüncesine uygun şekilde,
boşluğu kabul etmeyen bir yaklaşımla havanın niteliğini
irdelemektedir. Ona göre, eğer bir tas, içi su dolu olan bir
kaba, ağzı aşağıya gelecek biçimde batırılacak olursa,
tasın içine hiç su girmediği görülür; çünkü hava bir
cisimdir ve kabın tamamını doldurduğundan suyun içeri
girmesini engellemektedir. Öyleyse doğada boşluk yoktur.
Buna karşılık, eğer bir şişe ağzından bir miktar hava
emildikten sonra suya batırılacak olursa, suyun şişenin
içinde yükseldiği görülür. Öyleyse doğada büyük ölçekli
boşluk yoktur.
Biruni kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli çalışmaları
nelerdir? Kısaca anlatınız.
Bilim tarihi çalışmaları Bîrûnî’nin (D. 973-Ö.
1048) gerek bilimsel tutum ve araştırma tutkusu, gerekse
kaleme aldığı çalışmalarının hacim ve içerik açısında
taşıdığı yenilik bakımlarından “bütün zamanların en
büyük bilginlerinden biri” olduğunu ortaya koymuştur.
Öncelikle tabii bilimler olmak üzere, matematik ve
toplumsal bilimlerde sergilediği özgünlük, bu
nitelendirmeyi kesinlikle hak ettiğinin açık belirtisidir.
fizikten astronomiye, matematikten tıbba kadar uzanan
geniş yelpazede çalışmış olmasına rağmen, Bîrûnî,
araştırmalarında bilimsel zihniyet açısından modern bir
yaklaşım sergilemeyi başarmış birkaç bilim insanından
birisidir.
İbn Sina kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
Batılıların Avicenna dedikleri Ebû Alî el-Hüseyin
İbn Abdullah İbn Sina (D. 980-Ö. 1037), Türk düşünce
geleneğinin kilometre taşlarından birisi olarak, hem Antik
düşünce mirasını Doğu’nun verimli topraklarına taşımış,
hem de insanlığın gelecek yüzyıllarda biçimlenmesini
sağlayacak sağlam düşünce geleneğini oluşturmuş verimli
bir bilim ve düşün adamıdır. Bugün dahi güncel bilgiler
içeren Tıp Kanunu ve doğa felsefesinin başyapıtlarından
birisi olan Şîfâ bilim ve felsefenin o gün için bilinen bütün
sorun durumlarının irdelendiği ve çözüm önerilerinin yer
aldığı iki dev yapıttır. İbn Sina’nın felsefe dışında
astronomi, matematik, fizik, kimya ve müzik gibi
alanlarda devrimci dönüşümlere yol açan kuramlar
geliştirdiği görülmektedir. İbn Sina, fizik konusundaki
görüşlerini Kitâb el-Şifâ, Kitâb el-Necât ve El-İ
ârât ve el-Tenbîhât kitaplarında serimlemiştir.
Karahanlılar 10. ve 11. yüzyıllarda Semerkand,
Buhara, Tirmis, Ürgenç ve Merf’de ürettikleri mimari
yapıların özellikleri nelerdir?
Karahanlılar 10. ve 11. yüzyıllarda Semerkand,
Buhara, Tirmis, Ürgenç ve Merf’de birçok mimari yapı
meydana getirdiler. Bir kısmı bu güne kadar gelebilen bu
eserlerde görülen başlıca özellik, cephe mimarisinin son
derece gelişmiş olmasıdır. Ön cephe çeşitli biçimlerde
tuğla, pişmiş toprak ve alçı süsleme ile kaplıdır. En çok
kullanılan süs unsurları tuğladan köşe payeleri, yazı şeridi,
örgü ve geçme motifleri, kıvrık dal dekoru, rumîler, rölyef
halinde yıldız-haç motifli tuğlalar geometrik bordürlerdir.
Kaşgarlı Mahmud kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
Karahanlılar döneminde yetişen en önemli bilgin
ise dil konusunda çalışmış olan Kaşgarlı Mahmud’dur.
Kaşgarlı Mahmud’un hayatı hakkında fazla bilgimiz yok.
Türkçenin birçok lehçesini, çeşitli Türk boylarının gelenek
ve göreneklerini öğrendiğini ve daha sonra Irak'a gelerek
Bağdat’a yerleştiğini biliyoruz. Ünlü yapıtı Türk Dili
Sözlüğü’nü (Divân-ı Lugât el-Türk) burada yazmaya
başlamış, 7500 kelimeden oluşan bu yapıtını 1074’te
tamamlamış ve bir sene sonra Abbasî halifesi Muhammed
el-Muktedî bi-Emrillâh’a takdim etmiştir. Divân-ı Lügât
el-Türk, Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçe’nin Arapça
kadar zengin bir dil olduğunu kanıtlamak maksadıyla
yazılmıştır; ancak Türklerin yaşadıkları bölgelere, Türk
tarihine, edebiyatına, müziğine, gelenek ve göreneklerine
ilişkin önemli bilgiler de içermektedir.
Yusuf Has Hacib kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş
olan Yusuf Has Hâcib ise Balasagun’da yazmaya başladığı
Kutadgu Bilig (Mutluluk Veren Bilgisi) adlı yapıtını 1069
yılında Kaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından
Ebû Ali Hasan İbn Süleyman Arslan Hakan’a sunmuştur.
Kutadgu Bilig, her iki Dünya’da da mutluluğa kavuşmak
için gidilmesi gereken yolu göstermek maksadıyla
yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib bu yapıtında bilimin değerini
de tartışır. Ona göre, bilginlerin ilmi, halkın yolunu
aydınlatır; bilim, bir meşale gibidir; geceleri yanar ve
insanlığa doğru yolu gösterir. Bir siyasetname veya bir
nasihatname olarak nitelendirilebilecek Kutadgu Bilig,
Yusuf Has Hâcib’in ve içinde yetiştiği çevrenin ilmî ve
felsefî birikimi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir.
Platon'un devlet ve toplum anlayışı çok iyi bilinmekte ve
uygulanmaya çalışılmaktadır. Bilimin ve bilginlerin değeri
anlaşılmıştır; bilim, güvenilir bir rehber olarak
düşünülmektedir.
Edip Ahmed kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
Edib Ahmed Yüknekî'nin yaşamı ve yaşadığı
çevre hakkında kesin bilgilere sahip değiliz. Günümüze
ulaşan tek yapıtı, Uygur harfleriyle Kaşgar dilinde
yazılmış olan Atebet el-Hakâyık’tır (13. yüzyılın I. yarısı).
Bir Türk beyi olan Mehmed Bey için yazılan bu yapıt
manzumdur ve Edip Ahmed Yüknekî’nin bazı konulardaki
ahlaki öğütlerini kapsamaktadır.
Gaznelilerin bilim ve kültür tarihine yapmış oldukları
katkılar nelerdir? Kısaca açıklayınız.
Gazneli Mahmud, ülkesini ve yönetimini
güvence altına aldıktan sonra, Hindistan'a yöneldi ve
çeşitli dönemlerde M.S (1001 -1026) bu ülkeye on yedi
sefer düzenledi. 1026 yılındaki son seferinde kazanmış
olduğu zaferin yankıları, bütün İslâm Dünyası’na yayıldı
ve Abbâsî halifesi tarafından “Sultan” lakabıyla
ödüllendirildi. Yapmış olduğu fetihler sonucunda Türk,
Arap, Acem ve Yunan uygarlıklarının Hint uygarlığı ile
karşılaşmasını ve kaynaşmasını sağlayan ve bu yolla Eski
Dünya’nın önde gelen uygarlıkları arasındaki bağları
sağlamlaştıran Gazneli Mahmud, çeşitli uluslara mensup
Müslüman sanatçı ve bilginleri devletin başkenti olan
Gazne şehrinde bir araya getirdi. Bir yanda büyük Acem
şairi Firdevsî’nin Şâhnâme’si (1010) diğer yanda Orta
Çağ'ın en büyük bilginlerinden olan Bîrûnî'nin matematik
ve astronomi bilimlerine ilişkin yapıtları, Türk
yönetiminin burada sağlamış olduğu olanaklar sonucunda
ortaya çıkmıştır. Gazneli Mahmut, Gazne şehrini zarif ve
görkemli binalarla süsletmiştir. Pek çok saray, camii, türbe
ve suyolları yaptırmıştır. Mimari dışında kufi yazı sanatı
da büyük gelişme kaydetmiştir. Özellikle geliştirilen
çiçekli kufi yazısı Selçuklular zamanında da kullanılmıştır.
Gazne sanatının Büyük Selçuklu ve Hindistan sanatı
üzerinde önemli etkileri olmuştur.
Selçukluların bilim ve kültür tarihine yapmış oldukları
katkılar nelerdir? Kısaca açıklayınız.
Selçuklu Türkleri egemen oldukları toprakları
imar ettiler, eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma
konularında ciddi çalışmalar yaptılar. İslâm bilim ve
kültürünün Anadolu’da yayılmasını sağlayanTürkler, bu
topraklar üzerinde kozmoloji, matematik, astronomi ve tıp
konularında çalışmalar sergilemişlerdir. Selçuklular
yüksek eğitim ve öğretim kurumları olan medreseleri ilk
defa kurmuşlardır. Bilimi desteklemek amacıyla bazı
kurumlar da kurulmuştur. Bunlardan biri bugün Celâlî
Takvimi’ni hazırlamak amacıyla 1075 yılında İsfahan’da
kurulan İsfahan Gözlemevi, diğeri ise 1259’da Merâga’da,
dönemin önemli bilginlerinden Nasîrüddin-i Tûsî’ye (öl.
1274) kurdurulan Merâga Gözlemevidir.
Çağmini Hacib kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
Çağmini, Selçuklular döneminde yetişen
bilginlerin önemlilerinden biridir. Hayatı hakkında çok az
bilgi olan Çağmînî, Hârizm bölgesinde bulunan
Çağmîn’de doğmuş ve astronomi alanında başarılı
çalışmalar yapmıştır. Başarılarından dolayı kendisine
“Astronomların Babası” lâkabı verilmiştir. En önemli
yapıtı, el-Mulahhas fi el-Hey’e (Astronomi Seçkisi) adını
taşır. Kadızâde-i Rûmî’nin üzerine yorum yazdığı eser,
dönemin astronomi birikimini ana çizgileriyle tanıttığı için
çok beğenilmiş ve medreselerde ders kitabı olarak
okutulmuştur.
Ömer Hayyam kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli
çalışmaları nelerdir? Kısaca anlatınız.
Türk olmamakla birlikte, Selçuklular döneminin
bilimsel gelişmesine önemli etkilerde bulunmuş olan ve
yazdığı dörtlük biçimindeki felsefî şiirlerle tanınan bir
diğer bilgin de Ömer Hayyâm’dır (1045-1123). Matematik
ve astronomi alanlarında çalışan Hayyâm’ın, matematiğe
ilişkin araştırmaları özellikle sayılar kuramı ve cebir
alanında yoğunlaşmıştır. Eukleides’in Elementler'i üzerine
yapmış olduğu bir yorumda, işlemler sırasında irrasyonel
sayıların da rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini ilk
defa kanıtlamıştır. En değerli cebir yapıtlarından birisi
olan Risâle fî el-Berâhîn alâ Mesâil el-Cebr ve el-
Mukâbele’de (Cebir Sorunlarına İlişkin Kanıtlar)
denklemlerin birden fazla kökü olabileceğini göstermiş ve
bunları, kök sayılarına göre sınıflandırmıştır. Bunun
dışında, Ömer Hayyâm üçüncü dereceden denklemleri de,
terim sayılarına göre (üç terimliler ve dört terimliler
olarak) tasnif etmiş ve her grubun çözüm yöntemlerini
belirlemiştir. Ömer Hayyâm üçüncü derece
denklemlerinin aritmetiksel olarak çözülemeyeceğine
inandığı için, bu denklemleri koni kesitleri yardımıyla
geometrik olarak çözmüştür. Negatif kökleri, daha önceki
cebirciler gibi, o da çözüm olarak kabul etmemiştir. Ömer
Hayyâm astronomi alanında da değerli çalışmalar
yapmıştır. İsfahan Gözlemevi’nde yapmış olduğu
araştırmalar sonucunda, daha önce kullanılmış olan
takvimleri düzeltmek yerine, mevsimlere tam olarak uyum
gösterecek yeni bir takvim düzenlemenin daha doğru
olacağına karar vermiş ve bu maksatla gözlemler
yapmıştır.
Cezeri kimdir? Bilime katkı yaptığı önemli çalışmaları
nelerdir? Kısaca anlatınız.
Selçuklular döneminde teknik alanında da önemli
gelişmeler kaydedilmiştir. Bu başarıyı gerçekleştiren XIII.
yüzyılda Anadolu’da yaşamış olan Cezerî adlı bir
mühendistir. Kitabının girişinde söylediklerine göre,
Diyarbekir Sultanı Sukmân bin Artuk’un M.S (D. 1200-Ö.
1222), hizmetinde bulunmuş, onun isteği üzerine El-Câmi‘
Beyn el-İlm ve el-‘Amel el-Nâfi fî Sınaât el-Hiyel
(Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) adlı
altı bölümden oluşan bir yapıt kaleme almıştır. Kitabın
birinci bölümünde Güneş saatlerini, ikinci bölümünde içki
toplantılarında kullanılan kapları, üçüncü bölümünde ibrik
ve abdest alma leğenlerini, dördüncü bölümde su
fıskiyelerini, beşinci bölümde derin olmayan göllerden ve
ırmaklardan su çıkarma makinelerini, altıncı bölümde ise
çeşitli eğlence otomatlarını, çizimlerini de vermek
suretiyle anlatmaktadır.